Permakültür üzerine bir söyleşi(*)

by

Parmakültür ile nasıl tanıştınız sizin için hikayesi nedir?erolpermakultur

Yıllar önce Hocamköy Anadolu Ekolojik Ortak Yaşam Girişimi çalışmaları sırasında Avustralya’dan gelen Max O. Lindegger bize sertifikalı bir Permakültür Tasarım kursu vermişti. Benimde hemen orada öğrendiklerimi uygulama şansım oldu ve Patika’yı Permakültür prensiplerine ve yöntemlerine göre tasarlamaya çalıştım. Yaklaşık 10 yıldır bu konuya kafa yoruyorum.

Permakültürün çıkış noktası nedir?

Doğaya karşı değil doğayla birlikte çalışmalıyız diyor. Doğanın bizim rehberimiz olması gerektiğini zaten doğanın bugün var olan sorunlarımıza çözümleri barındırdığını vurguluyor. Doğayı örnek almamız gerektiğini belirtiyor.. Bugün farkında olmadan doğaya yabancılaşmış durumdayız. Tabii bu hop diye olmadı. İnsanlık çok uzun süredir doğayı alt etme mücadelesi içinde, tüketme çılgınlığı içinde bizler doğanın bir parçası olduğumuzu unutmuş durumdayız. Doğaya insan merkezli bakıyoruz sanki doğa insanlık için yaratılmış gibi. Halbuki kendimizi kolladığımız kadar toprağı ve toprakla gelen bitkileri, hayvanları, suyu da gözetmemiz gerekiyor. Elde ettiğimiz tüm ürünleri adil bir şekilde paylaşmak da permakültürün önemli prensiplerinden biri.

Yaşamımızı sürdürmek, tarımı sürdürebilmemize bağlı. Peki ya sürdüremezsek?

Ne güzel bir soru… Sanırım bunu günlük koşuşturma içinde pek düşünecek zamanımız olmuyor. Tarımı gelecek kuşakların gereksinmelerini de düşünerek daha da önemlisi tarımı gezegende var olan tüm canlıların gereksinmelerine göre ele almamız gerekiyor. İşte bu noktada sürdürülebilir yaşam kavramını gündeme getirmemiz gerekiyor.

Sürdürülebilir Yaşam Çalışmaları ve Permakültür Türkiye’de ne durumda? Yaygınlaştırılması için neler yapılması gerekiyor?

Sanırım önce kavramlardan başlamak gerekiyor.  Permakültür yalnızca toprakla ilgilenmiyor. Tasarımının içine suyu, toprakta yaşayan canlıları, atıkları, enerjileri, yapıları… içine alıyor. Bir açıdan baktığımızda bizim Anadolu’daki köylerin 100 yıl öncesinden söz ediliyor. Anadolu’daki köylerdeki bilgiyi korumamız ve bunlara doğa dostu yeni bilgileri eklememizden söz ediyor.  Bize yabancı bir kültürden söz ediyormuş gibi ama aslında elimizde var olanı korumamız ve buna yeni bir şeyler katmamızdan söz ediyor. Bu yeni kültürün yayılması için üniversitelerde, bölgesel olarak kurulan enstitülerde, ele ele veren organik tarım üreticilerinin kooperatifleri çalışmalar yapmalı.. Sivil toplum örgütlerinin, tüketici derneklerinin teşvikleriyle bu kültürü yaymamız gerekiyor. Anadolu’da bugüne kadar yapılanları taradığımızda Köy Enstitüleri gibi bunların örneklerine rahatça ulaşmamız mümkün. Gelecek kuşakların bu kavramları yalnızca bir toprak konusu değil yaşamlarının bir konusu olarak ele almalarını sağlamamız gerekiyor. Zaten permakültürün biraz içine girince bu kültürün bir kısmını günlük yaşantımızda da uyguladığımızı yada uygulamamız gerektiğini fark edebiliriz.

 

Nüfusun büyük çoğunluğunun şehirlerde yaşadığı Türkiye gibi ülkelerde, permakültür nasıl bir yaklaşımla benimsenmeli?

Evet.. haklısınız.. yanılmıyorsam verilen bilgilere göre 2020 yılında dünya nüfüsunun da üçte ikisi şehirlerde yaşıyor olacakmış. Fakat şehirler bu şekliyle kesinlikle var olamazlar. Çok yakında enerji, petrol, su, gıda sorunlarıyla yeni çözümler bulmak zorunda kalacaklar. Ekoloji ayak izimizin veya başka bir deyişle karbon ayak izimizin çok düşük olacağı permakültür gibi uygulamarı araştırıp hemen devreye sokmaya başlamamız gerekiyor. Bazı ülkelerde üniverisetlerde bile permakültür dersleri verilmekte… tarım alanlarının dışında pek çok yerleşim alanında permakültür uygulamaları yapılmaktadır.

Şehirdeki permakültür uygulamalarından bahsedebilir misiniz?

Yine çok uzağa gitmeye gerek yok istanbul’un içlerinde hala bahçecilik yapıldığını görebiliriz. Bunlar eskiden çok daha fazlaydı. buradaki ürünler hemen ne yakın pazarlara üreticiler tarafından getirilerek hiç aracı olmadan satılabiliyordu. Gıda üretiminin özellikle organik olarak üretilen gıdanın bina yapımından hatta çarpık şehirleşmeden çok daha önemli olduğunu keşfedildiği zaman zaten permakültür benzeri uygulamaların önü açılmış olacak. Bir de mahellelerde komşular el ele vererek mahlelle aralarında kalmış toprak alanlarda üretim yapabilirler, balkonlarda, teraslarda, bahçelerde güneş alan her mekanda bir şeyler üretilme şansı var. Lastiklerin içine toprak konarak patates yetiştirme teknikleri bile uygulanıyor. Ben pek çok evde tenekelerde marul, balkonlarda maydanozlar, reyhanlar, evlerin çatılarına kadar ulaşan asmalar gördüm. Bazı bahçelerde mısır, fasülye, kabak kardeşliği çok iyi bir örnek oluşturmakta permakültür tasarımları için. Bunların örnekleri çoğaltılabilir.

Dünyadaki en başarılı örnek nedir?

Küba.. evet Küba… Hatta bununla ilgili bir film bile var. Halkın Gücü: Küba Petrol Krizini Nasıl Aştı filminde Küba’ya Amerika’nın uyguladığı ambargo sonucunda büyük bir sarsıntı geçiren Küba’yı yaşanılanları anlatan bu film Küba’nın permakültür uygulamaları ile bu tür krizlerde nasıl dünyaya örnek olabileceğini anlatıyor. Herkese bu filmi seyretmesin öneririm. Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi geçen yıl film festivali düzenliyerek buna benzer filmlerin Türkiye ye kazandırılmasını sağlamıştır.

Şu anda Türkiye’de bu bağlamda neler yapılıyor? Neler yapmalı?

ÖDTÜ deki birkaç öncü hoca sayesinde Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayları başlatıldı. Bu çok önemli bir gelişme. Çünlü sosyal, ekolojik ve ekonomik sürdürülebilirlik adına yapılacak bir çok çalışmanın bu tür çalıştaylarda önü açılmış oluyor. Bu sonbaharda iki tane permakültür kursu açılacak. Bir tanesi imece evinde olacak. Bu yoldaki bir diğer ağırlık vermemiz gereken konulardan biri de organik pazarlara daha çok insanın ziyaret etmesinin sağlanması ve bu pazarların çoğalmasını talep etmek gerekiyor. Bebeklerinin ve çocuklarının zehir yemesini istemeyen annelerin-babaların çırpınışları yetmiyor tüm toplum olarak bu konulara eğilmemiz gerekiyor. Bu hem sağlıklı beslenmemiz için önemli, hem gen havuzumuzu korumamız için önemli, hem de ekonomimizin direncini arttıracak güçlü bileşenlerden birisi olduğunu düşünüyorum. Küçük çiftçinin üretimini koruyan yasaların bir an önce çıkması sivil toplum örgütlerinin bu alandaki çalışmalarını biraz daha ses getirecek şekilde yürütmeleri gerekmektedir. Bunların hepsinin önünde bilgilendirme çalışmalarına özellikle gelecek kuşaklarin bu konularda bilgilendirilmelerinin bu sorunu temelden çözeceğine inanıyorum.

Siz neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Biz PATIKA’yı bu alanda bir “deneyim merkezi” haline getirmeyi hedefliyoruz. Yalnızca Permakültür kurslarına ev sahipliği yapmakla kalmayıp uygulama yapmak isteyen ve çalışmlarında destek isteyen insanlara gönüllü danışmanlık vermeyi hedefliyoruz. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneğinin TaTuTa çiftliklerinden biri olan Patika, sürdürülebilir yaşama baş koyan diğer üyeleriyle birlikte bir aile olarak şehirde de permakültür seminerleri ile, film gösterimleriyle, okullarda yapılan çalışmalarla, sürüdürülebilirlik için tasarım fikirleriyle gönüllü çalışmalarımızı yürütüyoruz.

 (*) Food & Travel dergisi – Evren Mutlu
Erol B. Scott
erolbenjamin@yahoo.com, 533 650 80 70

Not: Erol B. Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: