"Sınır Etkisi"

by

Edge%20effect2[2]

Sınır Etkisi

Permakültür içinde pratik çözümler bulundurup, balkonlarımızdan çiftliklere, şehirlerden kırsala kadar pek çok uygulama alanı olan tasarım prensiplerini barındırıyor. Permakültür tasarımları toprağı, bitkileri, hayvanları, suyu, enerjileri, yapıları, insanları göz önüne alırken yalnızca bugün için değil gelecek kuşakların da gereksinmelerini karşılayacak sistemler kurmaktadır.

En önemlisi de adil paylaşımdan ve gezegenimizi insanlarla ve tüm diğer canlılarıyla gözetilmesinden yana olmasıdır.

Permakültür prensipleri doğanın, geleneksel sürdürülebilir tarım sistemlerinin, doğa bilimlerinin yakından gözlenmesi ve sağduyu ile oluşmuştur.

Yukarda söz ettiklerimi bir giriş olarak düşünürsek her bir cümlenin açılması gerekiyor aslında. Ben ise bugün sizinle Permakültür tasarım prensiplerinden (yaklaşık 10 tane) biri olan “sınır etkisi“ prensibinden söz etmek istiyorum.

Sınır Etkisi (edge effect): “sınır etkisi” dediğimizde  suyun toprakla buluştuğu alandan söz ediliyor. Bu geçiş alanları her iki ortamın özelliklerinin bir birinin içine geçtiği alanlar oluyor. Zaman zaman her iki alanın da özelliklerini taşıyarak her iki alanın dışında yeni özellikler taşıyan pek çok canlıya ortam oluşturacak oluşumlar içeriyorlar.  Doğa gözlemlendiğinde bu alanların biyolojik hareketliliğin çok fazla olduğu gözlemlenmiş. Şimdi şöyle bir düşünürsek biz de bunu fark edebiliriz. Nehir kıyılarında birçok hayvanın hareketliliğini görebiliriz. Şehirlerarası yollarda hep yol kenarlarında daha çok bitki çeşitliliği görülür. Duvar altlarının toprakla birleştiği alanlar çoğunlukla daha yeşildir ve çeşitlik daha çoktur. Bu aynı şekilde deniz kenarlarında gündüzün geceyle buluştuğu zamanlarda hep gözlemlenen bir zenginliktir. Buna İstanbul gibi pek çok kültürü içinde bulunduran şehirleri, iki ülke arasındaki sınır boylarını da örnek verirsek sosyal açıdan da pek çok örnekler verebiliriz. Hatta insanoğlu çağlar boyu hep böyle coğrafi geçiş alanlarında yaşamışlardır; nehir kenarları, deniz kenarları, ovanın dağla birleştiği noktalarda olduğu gibi.

Bu zenginlik, bu çeşitlilik Permakültür tasarımlarında önemli bir faktör haline gelmekte. Permakültür doğayı taklit etmeye çalıştığı için biz de bu “sınır etkisi” ni gözlemleyerek tasarımlarımızı ona göre yapabiliriz. Çok dar alanların bizim için sorun olduğunu düşünürken böyle sınırların geçiş alanlarının çokluğunu avantaj olarak kullanabiliriz.

“Edge Effect” ti sınır etkisi olarak çevirdim başka önerisi olan varsa duymak isterim.

Sözünü ettiğimiz “sınır etkisi”nin tasarıma nasıl yansıdığına bir somut örnek vermek gerekirse bahçemizde biyolojik hareketliliği çoğaltmak için bir küçük gölcük oluşturmak istiyorsak bunu tam bir yuvarlak yapmak yerine daha “S” gibi yaparsak yüzey alanını sabit tutmuş ama suyun toprakla olan sınırını çoğaltmış oluruz. Bunun canlılar için anlamı: beslenme, sosyalleşme, barınma alanlarını çoğaltmış olmamızdır. Fazladan onların yararlanabileceği bir micro klima yaratmış oluyoruz. Bu da bahçemizin totalde biyolojik hareketliliğini arttırmış oluyor.

Edge%20Effect%201[1]Yaklaşık 10 yıl önce Permakültür Tasarım Eğitiminde tanıştığım en sevdiğim prensiplerinden biridir Permakültürün. Sanırım nedeni sosyal yaşama da uyarlanabilen bir yaklaşım olması.  Bu prensibi biz Patika da çok kullandık. Arazinin her aşamasında sınırları çoğalttık. Araziyi mümkün olduğu kadar setli bir hale getirmekle kalmayıp, aynı seviyede bile bitkilerle ve yapılarla üç boyutlu farklılıklar, uzun sınırlar oluşturmaya çalıştık. Sonuç asmalar, ağaçlar büyüdüğü zaman aralarında dolaşırken belli olacak. Kendimize göre tasarlananlar ne sonuç verecek diye bekliyor ve bu aşamanın heyecanını yaşıyoruz.

Çeşitliliğin çok olduğu alanlar hep doğa ve sosyal yapılar açısından bir zenginlik olarak dikkatimizi çekebilsin diye dilim döndüğü kadar bu konuda okuduklarımı paylaşayım dedim. Diğer prensiplerini de zaman içinde bir bahçıvanın gözünden anlatmak isterim.

Erol B. Scott, erolbenjamin@yahoo.com

Editörün Notu: Erol Benjamin Scott, Avusturalya’da bulunan Crystal Waters ekoköyünün tasarımcılarından Max Lindegger tarafından 1997 yılında Hocamköy’de  Türkiye’nin ilk Permakültür Tasarım Sertifikası almış olan 17 öğrenciden biridir. Erol Benjamin Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.


%d blogcu bunu beğendi: