Beşikten Beşiğe III Ne Söylüyor

by
Beşikten Beşiğe tasarım ve üretim yaklaşımı üzerine bildiklerimi yazarak paylaşmak istiyorum. Üzerine pek fazla Türkçe kaynak bulunmayan bu kavramın dünyanın çevre ve atık sorunları için uygulanabilir ve etkili çözümler getirdiğini düşünüyorum.
Dünya son ikiyüz üçyüz yıl içinde binlerce yıllık yaşam şeklini tamamen değiştiren bir sanayi devrimi yaşadı. Doğanın zorlu koşullarına karşı verdiği yaşam mücadelesinde insan öncelikle bu şartları kontrol altına alan ve hatta hükmeden olmak istedi. Ancak insanoğlu doğa ile giriştiği mücadelede belki de bu kadar güçlenebileceğini ve yaşadığı sonsuz görünen dünyasını bu kadar etkileyebileceğini düşünmedi.
Çevre konuları gündeme geldiğinde endişe, çaresizlik ve ümitsizlik hisleri hâkim olur. Karşılaştığımız büyük problemlerin nasıl çözülebileceği zihinleri zorlar. Bireysel olarak yapabileceklerimiz yapılması gereken karşısında anlamsız kalacak kadar küçük görünebilir. Mimar William McDonough ve Michael Braungart ’ın kitabı “Beşikten Beşiğe” yaptıklarının doğruluğuna inanan ve doğruyu yapmaya gayret eden insanların birey olarak yapabileceklerini ve dünyada nasıl bir değişimi başlatabileceklerini gösteriyor.
McDonough ve Braungart insanlara olumlu değişimler yapma güçlerini hatırlatıyorlar. Prensiplerinin temelinde yatan inanç bu: İnsan başarabilir. Kendisi, çevresi ve dünyası için tamamen iyi olabilir.
Dünyanın bir hammaddeyi alan, istediği bir şeyi yapma için bunu kullanan ve sonra atan sistemi bırakması gerektiğini, atma kavramını hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini önemle vurguluyorlar. Onların Beşikten Beşiğe adlı kitabı bir manifesto olarak adlandırılıyor. Onlar çevre sorunlarına çözüm odaklı yaklaşılması gerektiğini vurguluyorlar. Yakınmak, şikâyet etmek, üzülmek, suçlamak sorunları çözmüyor.
İnandıkları bazı temel prensipler var:
– Üretimde kullanılan bir hammadde geri dönüşümde ilk hammadde özelliğini yüzde yüz korumalı.
– Üretimde zararlı atık seviyesini azaltmak yeterli değil, yaratmamak gerekiyor.
– Çözüm yasaklarda ve denetimde değil. Eğer tasarım doğru yapılırsa, denetime ve kontrole gerek kalmaz.
– Tasarım ve üretim için doğayı örnek almamız gerekiyor, doğanın ürettiği her şey işe yarıyor.
– Doğada atık gelişim için besindir.

– Bir atık varsa bu insan ve doğa için sağlıklı ve kullanılabilir olmalı.

– Eğer yüzde yüz besin haline gelebiliyorsa atık problem değildir. Besin ya doğa için ya da üretim hattı için besindir.
– Geri dönüştürdüğümüz malzemelerin hammadde özelliğini düşürmediğimiz gibi bilgi ve teknolojimizi kullanarak kalitesini yükseltelim.
– Her malzeme tamamen faydalı olmalı.
– Hammadde kaynakları sonsuz değil.
– Toprak yaratılmıyor. Oluşan toprağın binlerce katı hızda verimli zirai üretim toprağını yitiriyoruz. Toprağı korumamız ve beslememiz gerekiyor.
– Sadece insanlar alıyor ve doğaya bir şey vermiyor.
– Bina ağaç gibi olmalı, şehir orman gibi olmalı.
– Ürünler geri dönüşüm açısından kolay ayrılabilir, demonte edilebilir olmalı.
– Üreticiler tedarikçilerinden çevreye zararsız hammadde talep etmeli.
– Hedef temiz hava, temiz su, temiz toprak.
– Bir mekânı değerlendirirken şu soruya cevap vermek gerekiyor: Çocuklarımın burada oynamasını ister miyim?
– Çatılarda bahçe yaratılması, yeşil çatı uygulaması ile, yağmur suları doğal olarak arındırılabilir ve UV ışınlarına karşı korunma sağlar. Bu çatıları korur ve tamir bakım maliyetlerini azaltır.
– Çözümleri tasarım aşamasında düşünmek maddi anlamda kar sağlar.
– İnsanları bırakıp gitmek istemeyecekleri köyler yaratalım.
– Paketleme konusu büyük değişim ve fayda sağlanabilecek bir alan.
– Bir ürünün paketi başka bir firmanın girdisi olabilir.
– Kullanılan enerji yenilenebilir kaynaklardan olmalıdır.
– Güneş enerjisi kullanılması gereken çok önemli bir kaynaktır.
– Karbon ayak izimiz mutlaka dikkate alınmalıdır.
– Toprağa giden her şey güvenli olmalı.
– Tüketicisi, satıcısına, aldığı ürünün üreticisine, işim bitince bu ürüne ne olacak, nasıl geri dönüştüreceğim diye sormalıdır.
*
Bu uzun listeye belki eklenebilecek daha çok madde var, ama insana, doğaya ve canlılara saygı ve insanın hiç zarar vermeden yaşama yaklaşımını tarif eden prensipler bunlar. Ve uygulanabiliyor. Bu özeni gösteren firmalar tasarlıyor, yeniden tasarlıyorlar ve bu saygıyla üretiyorlar. Belki önce çözmek zorunda kaldıkları çevre denetim ve kısıtlamaları onları bu yöne sevk ediyor, ama bu sorumluluğu çok daha ileri seviyeye taşıyanlar var. Örneğin büyük bir Amerikan tekstil firması 1997 yılında tamamlanan genel merkezinde, enerjiyi verimli kullanılması ile ilgili yasaların istediği oranlardan %30 daha verimli kullanıyor.
Birey olarak bilmemiz ne sağlayabilir? Michael Braungart iki önemli noktanın altını çiziyor. Birincisi birey olarak satın aldığımız ürünlerin özelliklerini ve kullanım sürelerinin sonundaki durumlarını üreticilerine sormak önemli bir momentum yaratıyor. Bu olumlu değişimleri tetikliyor. İkincisi bir değişimin gerçekleşmesi için ilgili herkesin konu hakkında bilgili olması gerekmiyor. Braungart Michael Gorbaçov ile olan bir konuşmasını paylaşıyor. Gorbaçov’a nasıl başarabildiniz diye sorduğunda, Gorbaçov “Bir konunun başarıya ulaşabilmesi için bir topluluğun %5’inin konuya inanması yeterlidir,” diye cevap veriyor.
Haydi yüzde beşteki yerimizi almaya…
Zeynep Kocasinan
www.zeynepkocasinan.blogspot.com
www.zeynepkocasinanenglish.blogspot.com
www.yoluyurumek.blogspot.com

%d blogcu bunu beğendi: