Genleri Değiştirilmiş Organizmalar Konusunda Farklı Düşünenler de var. Ve buna olan yanıtı da Ozan arkadaşımız verdi.

by
GDO lu misir

GDO lu mısır

Yeşiller Partisi Tarım Çalışma Grubu’nun kamuoyunu bilgilendirmek için hazırladığı GDO’lar hakkındaki slayt gösterisinin e-posta listelerinde paylaşılmasından rahatsız olan “Türk Tohum Endütrisi Derneği Eski Başkanlarından” Yavuz Batur’un Slayt gösterisine ilişkin gönderdiği yalanlama ve GDO savunusuna karşı alışma Grubu koordinatörü Hakan Ozan Erzincanlı tüm çarpıtmalara geniş ve açıklayıcı cevaplarla karşılık vermiştir.

Aşağıda hem Yavuz Batur’un GDO savunusunu ardından da Yeşiller Partisi Tarım Çalışma Grubu Koordinatörü Hakan Ozan Erzincanlı’nın cevaplarının tam metnini yayınlıyoruz.

 Metin uzun olmasına karşın GDO konusunda tüm kuşkuları giderecek bilgileri ortaya koyuyor olması nedeniyle özellikle gündemde olan konun merak edenlerce tüm detaylarıyla anlaşılabilmesi açısından önemli olduğunu düşündüğümüzden hiçbir kısaltmaya tabi tutmadan tam metni yayınlamak gereğini hissettik.

 Türk Tohum Endüstrisi Derneği Önceki Başkanlarından Yavuz BATUR’ un Yeşiller Partisi Tarım Çalışma Grubu Tarafından Hazırlanan “GDO Gerçeği” Adlı sunum ile İlgili Eleştirileri (Zeytindostu E-posta Grubunda 02.10.2009’ da yayınlamıştır)

 Sayın Yeşiller Tarım Çalışma Grubu,

Göndermiş olduğunuz yanlışlıklarla dolu sunumu sonuna kadar zar zor izleyebildim.

Maalesef neresinden tutsam elimde kaldı !

Önce “GDO gerçeği” diye çok iddialı bir başlık ! sunumu açan ve konu hakkında fazla bilgisi olmayan saf ve bakir kardeşlerimiz “tamam şimdi gerçeği öğrenebileceğiz” diyecek ancak maalesef sonra ki sayfaları tıklayıp kulaktan dolma, yalan yanlış derlenmiş, özensiz iddialar ile karşılaşacaklar …

Sunum “öncelikle türk çiftçisinin ucuz fiyatla kendisine verilen GDO lu tohumlara (genetiği ile oyananarak ??? değiştirilmiş) alıştırıldığını” söyleyerek başlıyor ! tamemen yalan ve iftira. Ülkemize şimdiye kadar belirli Zirai Araştırma Enstitülerinde denenmek için getirilenler hariç hiçbir şekilde GDO tohumu girmemiş ve satılmamıştır ; madem bu hassas konuda bildikleriniz var, ülkenizi çok seven, sorumlu kişiler olarak niçin bu kişileri ihbar etmiyorsunuz ? bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu ?

Ben de iddia ediyorum ki, ülkemize çoğaltım, üretim amaçlı hiçbir GDO tohumu girmemiştir,

*            çünkü ithalleri yasaktır ;

*            çünkü tüm ithalatçı firmalar Bakanlığa her ithal ettikleri tohumluk partisi için GDO içermediğine dair taahhütname vermişlerdir ;

 *            çünkü gene kendilerini “gönüllü çevre koruyucusu” olarak ifade eden kişi ve kuruluşların çok tenkid ettikleri 2 sene önce çıkan “tohumculuk yasası”na göre bir kez yanlış yapan tohum firması 10.000 TL para cezası, ikinci kez yaparsa 5 sene kapatma cezası ile karşı karşıyadır (yağ karışımı yapanların cezasız kalmasından şikayet eden zeytindostları nın kulakları çınlasın) ;

 *           çünkü ABD’de dahi Monsanto firmasından GDO lu tohum satın alabilmek için kimliğinizi, nereye ekeceğinizi bildirmek ve kanıtlamak zorundasınızdır. Yani öyle gideyim, satın alıp bavulda 10 kg tohum getireyim demek te hemen hemen imkansızdır.

 Bir sonra ki sayfada yetiştiricilere satışı yasak olan ancak iddialarına göre satılmış olan tohumlar verilirken bunların “kısır” oldukları, yani “tekrar üreme kabiliyetlerinin olmadığı söylenmedi” denerek gene tamamen yalan yanlış, kulaktan dolma bilgi kirliliği yapılmaktadır.

 İlgi duyan grup mensupları ekte sizlere ilettiğim ve Tohumcular Derneği tarafından hazırlanmış bir broşürden alıntı belge içerisinde “hibrid = melez tohum”, “kısır tohum”, “kendine döllenen tohum”, “GDO tohumu”, vs. tüm bilgileri kısa ve öz bir biçimde bulabilir, ve bu sunumda ileri sürülen iddiaların hiçbir geçerliliği olmadığını anlayabilirler.

Kaldı ki “yeşiller tarım grubu” konudan o kadar uzak ki, bir sayfa önce kısır olduğunu iddia ettikleri tohumların bir sayfa sonra doğada serbestçe diğer bitkiler ile döl alıp verdiğini, çevreye bulaştıklarını ileri sürmekteler. Bir birey ya kısırdır ya doğurgan ! siz hiç doğuran katır gördünüz mü ? eşek tamam, at da tamam ama katırın doğurma ve doğurtma yeteneği olabilir mi ?

Neyse fazla kafanızı şişirmeden konuyu toparlamaya çalışayım ; ülkemiz maalesef gün be gün cehaletin ve bilgisizliğin pençesine düşmekte ve bunun acı sonuçlarına katlanmaktadı r. Çok hassas bir konu olan GDO lar konusunda :

1. Öncelikle şunu kabul edelim ki GDO lu ürünleri nasıl düşünürseniz düşünün, artık dünyada yaşayan canlıların hayatından atmak olanağı yoktur ; bu teknoloji 21 nci yy. damgasını vurmakta ve vuracaktır (sadece tarımda 2010 yılında 100 milyon hektar alanda GDO lu bitkilerin tohumları ekilecek olup, tıp alanında GDO lu ürün kullanımı farkında olmadan pek yakın gelecekte günlük hayatımıza girecektir),

2. O halde milletçe karşıyım, tarafım diyerek 2 takıma bölünüp yobazca kavga etmek yerine (zaten etsek te bilimde sınıfta kalmış 70 milyonluk bir ülkenin tercihi dünya ölçeğinde kimin umuruna olacak o da ayrı bir konu) hiç vakit geçirmeden bu teknolojinin artısının, eksisinin böyle yalan yanlış değil bilimsel olarak incelenmesini sağlamalıyız,

3. Eğer meydanı bu tür magazin düzeyinde ki boş bilgilere, bilgi kirliliğine bırakırsak, konu şimdi olduğu gibi rayting peşinde ki gazetecilerin sakızı olarak biraz çiğnendikten sonra tükürülecek ve ülkemiz bir konuda daha belki birşeyler kazanabileceğ i bir teknoloji trenini daha kaçırmış olacaktır,

4. Tarım Bakanlığının elinde bulunan teknik ve idari personel bir çok nedenle (politik kaygılar, hiyerarşi, vs…) maalesef bilimsel çalışma yapacak, ülkemiz için doğru uygulamaları böyle kritik bir konuda seçecek ve savunacak durumda olmadıklarından, İznik’te ki Cargill fabrikası olayında olduğu gibi bir gün ABD Başkanı gelip bizim Başbakanımızdan ricacı olup, bir gecede hem de bambaşka bir boyutta GDO ları hayatımıza sokabilecektir.   Bu durumda her zaman tarımsal üretimimizde niş bir pazar payını geçemeyecek olan “ekolojik üretim ve pazarlar” karnımızı doyurmağa yetmeyecektir. Bu nedenle özellikle GDO lara karşı olanların sağlam gerekçeler, doğru analizler ile ortaya çıkmaları, tartışmaları yönlendirmeleri şarttır.

5. Şimdiye kadar bilimsel olarak GDO ların sağlam kanıtlanmış bir zararları saptanamamıştır (doğal olarak böyle olması bundan sonra da olmayacak demek değildir). Bu nedenle lütfen yalan – yanlış, yarım – yamalak gürültüden kaçınıp, bu tür temelsiz söylemlerle donanmış bilgi kirliliğine sebep olmayalım, bilimsel olmaya çalışalım.

Bu tür altı boş sunumlar ile kimse uyanmaz, uyandırılmaz ! ancak kitleler korkar ve akıl pusulaları şaşar…

Bu konuda “yeşiller tarım grubu” mensuplarına nacizane konuya biraz daha fazla vakit ayırıp, dünyada gerçek karşıtların neleri tartıştıklarını izlemelerini tavsiye ediyorum; belki ancak bu sayede ülkemizde de bu tartışmaları da daha akıllı bir seviyeye çekebilirler ; sadece bu şekilde tartışmalar ülkemiz için faydalı sonuçlar doğurabilir.

Yavuz BATUR, Türk Tohum Endüstrisi Derneği

 önceki başkanlarından

 Önemli Not: Konuya ilgi duyanlar belki hatırlayacaklardır; 2 sene önce yeni tohumculuk yasası çıktığında da kendilerini “muhalif” olarak

 isimlendiren aynı gruplar, “yandık bittik GDO lu tohumlar serbest bırakıldı” diye bir iki ay her fırsatta bilgi kirliliği yaratmıştılar !

 Ancak bugün yeni yönetmelik çıktıktan sonra anlıyoruız ki “o dönemde serbest bırakılmaları diye birşey” yokmuş …

 Hergün TV lara çıkan aynı kişiler (bunlar arasında Profesör, Doçent, Dr. gibi önemli bilimsel sıfatları olanlar da var)

 hiç kendilerini sorgulamazlar mı ?

 Ayna – ayna, neredesin ?

Türk Tohum Endüstrisi Derneği Önceki Başkanlarından Yavuz BATUR’a Yeşiller Partisi Tarım Çalışma Grubu Tarafından Hazırlanan “GDO Gerçeği” Adlı Sunum ile İlgili Eleştirileri Hakkında Cevap

Sayın Yavuz Batur,

Sunumumuzu izlemenize çok sevindik. O sunum yanlışlıklarla dolu değildir. Ara nüansları çok detaylı düşünülüp, tartışılarak araştırılarak yazılmış basın açıklamamızın sunum haline getirilmiş şeklidir.

Sunumu açan ve konu hakkında fazla bilgisi olmayan, sizin deyiminizle saf ve bakir kardeşimiz burada anlatılanlar ile ilk defa gerçekleri öğrenme şansına kavuşmuştur.

İddialarımızda yalan ve yanlış yoktur. Sunumu ön yargılı değil empati ile izleseniz siz de görürdünüz.

Tamamen yalan ve iftira dediğiniz ifademize bakalım. Tam olarak şöyle demişiz: “Önce planlı olarak Türk çiftçisi ucuz fiyata gdo’ lu (genetiği ile oynanarak yapısı değiştirilmiş organizmalar ) tohumlarla tanıştırıldı, yüksek verim sağlıyor denildi.”

Siz de bunun üzerine demişsiniz ki “ülkemize deneme harici hiç GDO tohum girmemiştir.”

Bu sizin bakış açınıza göre kısmen doğru olabilir. Çünkü GDO şu şekilde tanımlanmış: “Çiftleşme ve/veya doğal rekombinasyon yoluyla doğal olarak meydana gelmeyecek bir şekilde, modern biyoteknoloji kullanılarak genetik materyali değiştirilmiş olan, insan haricindeki bir organizma”

Bu tanımı ulusal biyogüvenlik yasa taslağında aldım. Sanırım tanımda hemfikiriz.

Peki bu tanım gerçekten GDO’ yu tarif ediyor mu? Üzerinde uzlaşılmış bir tanım mıdır bu? Yoksa birileri oturup “işte bu budur, ben dedim oldu” diyerek mi yazmıştır?

Hibrit ve kısır tohum da aslıda GDO’ dur (meraklanmayın açıklayacağım). Bakınız sizin derneğinizin dokümanından hibrit tohum tanımı:

“Hibrid veya melez tohum, aynı bitki türüne ait ve uzak akraba konumunda olan iki doğal bitki kümesi veya popülasyonundan (örneğin A ve B) seçilen saf hatların veya bireylerin birbirleri ile çaprazlanması (A x B) sonucunda elde edilen ilk nesil (f1) melez tohumlara verilen isimdir.”

Konuyu açmak içi detaylandırmak zorundayım. Hibrit tohum şöyle yapılır:

1-     İki tane saf ırk tohum hattı bulunur. Bunlar özel bakıma alınır.

2-     Bunlar uzun süre belli özellikleri geliştirilmek üzere klasik ıslaha maruz bırakılır ve bu hatların akrabalılık oranı sürekli arttırılır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki ilk aldığınızda doğada neslini kolayca sürdürebilen bu hatlar, aşırı akrabalılık stresinden yaşam döngüsünü zor devam ettirebilir hale gelir.

3-     İşte bu zavallı hale gelmiş iki tohum hattı birbiri ile melezlenir. Ortaya çıkan yeni hat ise hibrit, yani melez ancak doğru tanımı ile “melez azmanı” olur.

Şimdi lütfen önce kanun taslağındaki GDO tanımına, sonra sizin hibrit tanımınıza ve en son da benim hibritin nasıl oluşturulduğuna dair olan tanımıma bakın.

Soruyorum:

–         Normal bir çiftçi, bir hibrit tohum yapabilir mi?

–         Siz tek başınıza bir hibrit tohum yapabilir misiniz?

–         Ben yapabilir miyim?

Yapamayız. Çünkü bunu yapmak için büyük ve modern bir teknolojik altyapıya sahip olmak zorunluluğu var. Böyle bir altyapınız olacak ki bu tohumlar doğal ortamlarından belki kilometrelerce uzakta bir araştırma sahasında, laboratuarda aslında doğada asla sahip olamayacakları bir genetik yapıyı kazanıp melez azmanı olsunlar!

Kabul ediniz ki hibrit tohumlar hiç doğal olmayan bir şekilde ve modern biyoteknolojik teknikler kullanılarak (örneğin çeşitli gen analizleri, doku kültürü tekleri vs.) genetik materyali değiştirilen tohumlardır.

GDO tanımının bu şekilde, yani aslında GDO’ yu bizlere tam olarak tarif etmeyecek şekilde kimler hangi amaçla çıkardılarsa çıkarmış olsunlar, bu eski ve hatalı tanım değişmek zorundadır. Ve kabul edilmelidir ki melez azmanı hibrit tohumlar GDO’ dur.

Gördüğünüz gibi bu hassas konuda bildiklerimiz var. Ancak sorumluları ihbar edemeyiz çünkü kavramlar o kadar karışık ki sorumlular ne kadar büyük bir felaketi tetiklediklerinin kendileri de farkında değiller. Farkında olsalardı eminiz ki onlar da bu yanlıştan acilen dönerlerdi. Biz sorumluları öncelikle bilgilendirmek ve uyarmayı tercih ediyoruz. Ve izlediğiniz sunumda olduğu gibi bu sorumluları bizim gerçek meclisimiz olan halka ihbar ediyoruz.

Siz “iddia ediyorum hiç GDO tohum girmemiştir” diyorsunuz. Ben de “iddia ediyorum girmiştir” diyorum. Hem de hibrit değil, yukarıda yasa taslağında belirtilen GDO tanımı olan tohumlar ! Evet. Nasıl biliyor musunuz? :

1-     Bir gün bir tohum firması bir tohum ithal ediyor ve diyor ki “benim tohumum klasik ıslahla üretilmiştir.“

2-     Kâğıtlar, dokümanlarla kafa karıştırıp bunu tüm yetkililere de kolayca kabul ettiriyor. (Bu gerçek bir örnektir ve bu ayçiçeği tohumu, Trakya’ da yıllardır çok yoğun olarak ekilip biçilmektedir.)

3-     Ancak bitki biyoteknolojisinden yüksek lisans yapan bir ziraat mühendisi bir bakıyor ki klasik ıslah ile üretildiği iddia bu tohumun herkesin anlayacağı tabirler söylemek gerekirse anneannesi GDO! Ancak bir şekilde bu durum es geçtirilmiş. “GDO değil de klasik ıslah sanki işte % şu kadar GDO vs” derken bir şekilde bu kadar karışık ve teknik bir konuda oyunlar yapılarak bu tohum kabul ettirilmiş.

4-     Konuyu tezinin savunması sırasında üç jüri üyesinden ikisine ispatlıyor.

Yukarıda anlattığım olay sizce doğru olabilir mi Yavuz Bey? “İddia ediyorum hiç GDO tohum girmemiştir” derken biraz aceleci davranmış olabilir misiniz?

Bu hikâyeyi bir yerden duymadım.

Hikâyede bahsedilen yüksek lisans öğrencisi bizzat benim.

Ve söz konusu tohum bir ayçiçeği tohumu. Bu tohum Trakya’ da yıllardır çok yoğun olarak ekilip biçilmekte. Kimse de GDO’ lu olduğunu bile iddia edememekte.

O bahsettiğiniz cezalar, yasalar vs. özellikle tohumculukta kolayca esnetilebilir. Siz bunu beden çok daha iyi biliyorsunuz. İşini bilen bir tohumcu istediği izni alır, asla da yakalanmaz. Çünkü en temelinde Türkiye’ de bu konuda kesin kararlar, cezalar verilmesini sağlayacak teknik laboratuar alt yapısı yetersizdir.

Siz de iyi biliyorsunuz ki bu belirsizlik ortamında kimse sorumluluk almak istemez. Olaylar firmaların isteği doğrultusunda sürer gider ve olan her zamanki gibi vatandaşa olur.

Tohumlar isteğe göre kısır yapılabiliyor. Bunu siz de biliyor ve zaten söylüyorsunuz.

Firmalar tohumların genleri ile oynayıp en sağlıklısı değil ama karlısı nasılsa onu yapıyorlar. Buna göre bazı tohumlar kısır olup bir sonraki sene döl vermiyor, melezlerin tamamı yeni tohum verse de genetik açılma sebebi ile ilk ıslah edildiği saf hattan bile daha verimsiz oluyor ve bu tohumlar büyük oranda yabani hemcinsleri ile tozlaşabiliyor. Kısır olması demek çiftleşme sonucu fertil (üreyebilir) birey oluşturamaması demek. Yani ana-baba genleri birleşmiyor. Ancak ananın veya babanı geni bir yabani akraba ile birleşebilir.

Sunumda bu bağlamda da yalan, yanlış ve hata yok.

Aslında en büyük sorun, bir kafa bulanıklığı yaratarak masum tüketicilere nasıl üretildiğini bilmediğimiz, neler içerdiğinden bihaber olduğumuz tarım ürünlerinin hiç sorun yokmuşçasına tükettirilmesi.

Maddelerinize gelecek olursak:

1) Evet maalesef artık GDO’ yu hayatımızdan atmamız neredeyse bir hayal. Bu tohumlardaki genetik kodlar bir kere değişip de yabani akrabalarını etkiledikleri zaman bu işin geri dönüşü yok. Kocaman tohum bankaları da yapsanız tam olarak eski, GDO’ dan tamamen uzak dünyayı geri getirmemiz çok, ama çok zor. Bu konuda hemfikir olmamıza sevindim. Umarım bu tespitinizin doğru olmasının, yani örneğin bir daha asla 50 yıl önceki gibi bir Çengelköy hıyarı yiyemeyecek olmamızın üzüntü verici olduğunda da hem fikirizdir.

2) Bu teknolojiye tarafım diyen pek yok. Bizlere yeni yeni ulaşa bilgilere göre bu coğrafyada yaşayan insanların % 90’ dan fazlası GDO’ ya karşı.

Bu arada halkın karşı olduğu bir şeye neden bilim adamları karar vereceklermiş ki?
Bilim adamları araştırıp bulgularını sunarlar halka, halk da karar verir. Ve halk istemiyor.
Geleceğine sahip çıkmak isteyen halka GDO’ ları zorla mı yedireceksiniz?  (Ayrıca gördüğüz gibi bu konudaki bilim adamlarından biri de benim ve benim gibi düşünen çok bilim adamı var.)

3) Umarım bu kadar yazdıklarımdan sonra sunumdakilerin yalan yanlış olduğunu hala düşünmüyorsunuzdur. Medyaya ve dolayısı ile konuyu en doğru şekilde anlatmak bizlerin ve sizler gibi derneklerin en temel sorumluluğudur. Bu kaçırılacak bir teknoloji treni değildir. Zeplinler de bir ara çok revaçta idi. Ancak bir gün bir tanesi havada saniyeler içinde yanıp kül olunca bu teknolojiden vazgeçildi.  Gen teknolojisi söz konusu olduğunda durum çok daha vahim çünkü artık sizi de dediğiniz gibi geri dönüş neredeyse imkansız.

4) Evet bahsettiğiniz gibi GDO’ lar konusunda kukla durumundayız. Yöneten değil yönetileniz. Bu sebeple bunları asla sınırlardan içeri sokmamalıyız.
“Küçük niş pazar, dünyayı beslemez” dediğiniz ekolojik tarım önümüzdeki 15 yılda dünyanın açlıktan tek kurtuluş yoludur. Lakin açlığın temel sebebi üretim eksikliği değil, dağıtım sorunudur. Ekolojik tarımın temelindeki “yerel üretim, yerel tüketim” modeli ile hem işsizlik hem açlık sorunu çözülür. Dünyadaki mevcut tarım arazilerinde ekolojik tarım yapılarak insanların beslenmek için ihtiyaç duyduğu kalorini 55 katı kalori sağlayacak gıda üretilebilir. Şaşırdınız ve inanamadınız değil mi? Bunu detaylı olarak http://www.tarimsal.com/makaleler/ekolojik_tarim_dunyayi_besler_mi.htm web adresindeki makalemde anlattım. Okuyunuz.
Eğer şaşırmaz da siz de bizim gibi “başka bir dünya mümkün” diyecek cesarete sahip olabilirseniz buyurunuz partimize katılmak için başvuruda bulununuz. Kabul edilirseniz, toplumu bilgilendirip canavar GDO’ ların Anadolu’ yu istila etmesini engellemek için beraberce çalışırız.

5) GDO’ ların çok fazla zararları vardır. Siz sanırım “Şu ana kadar GDO’ ların insan sağlığına zararı saptanamamıştır” demek isteyip kısa geçtiniz.

GDO’ nun zararlarını anlatmadan önce size benzer bir teknoloji ile ilgili bir kronoloji sunayım:

-1894 yılında DDT denilen bir kimyasal ilk kez sentezlendi.

– 1939 yılında bu ilacın harika bir böcek öldürücü olduğu keşfedildi.

– 1948 yılında İsviçreli kimyager Paul Hermann Müller DDT’ nin böcekler üzerine yaptığı etkiler konusunda yaptığı çalışma ile Nobel ödülü aldı.

-1962 yılında biyolog Rachel Carson “Sessiz Bahar” adlı bir kitap yayınladı. Bu kitapta DDT’ nin kuşları hızla öldürdüğü (bu sebeple kitabın adı sessiz bahar. Eskiden kuş sesleri dolu ormanlar bir anda sessiz kalmış) ve insanlarda kansere yol açtığını iddia etmiş.

-1972 yılında ilk olarak ABD, DDT’ yi yasaklamış.

Ben diyeyim 100 yıl, siz deyin 20 yıl sonra yasaklanmış DDT. İlk keşfinden 50 yıl sonra mucidine Nobel verilmiş !

DDT öyle zararlı bir kimyasal ki günümüzde bir zamanlar insanların nasıl olup da bu kimyasalı kullandıklarını, faydalarını savunduklarını, sizin GDO’ lara yaptığınız gibi “Ne yapalım elimiz mahkum bu teknolojiyi kullanmak zorundayız” demiş olduklarını anlayamıyorum.

Sözün özü, şu ana kadar GDO’ ların insan sağlığına zararı konusunda çürütülemeyecek tezlerin mevcut olmadığı iddiası, bu frankeştayn gıdaların zararsız olduğunu asla ispatlamaz.

Kaldı ki alerjik kişilerde ölüme varan sorunlar çıkardığı bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ayrıca yapılışı dolayısı ile mecburen antibiyotiğe dayanıklılığı arttırır.

Bunun yanı sıra kesin olarak ispatlanmıştır ki GDO’ lar yerel floradaki (bitki örtüsü) gen havuzunu geri dönüşsüz olarak bozarak doğayı tahrip eder. Bu amaçla GDO yetiştirilmesine izin verilen ülkelerde bile GDO tohum ile tarım yapmak için polen kaçışı, tampon mesafeler ve birlikte yetiştirilebilirlik (coexistence) konusunda çok sıkı kurallar vardır. Ancak bence bu kurallar pek bir işe yaramaz ve göstermeliktir.

GDO girdiği coğrafyayı zapt eder.

Sevgili Yavuz Bey, “Yeşiller Tarım Çalışma Grubu” olarak bize dünyada gerçek GDO karşıtlarını takip ederek tartışmayı daha iyi bir seviyeye çekmemizi tavsiye etmişsiniz.

Takip etmemizi önerdiğiniz ülkeleri GDO’ lar çoktan zapt etmiştir. Keşke örnek verdiğiniz ülkelerdeki fikirdaşlarımız bizim kadar iyi savunuyor olsalardı bu doğruları. Böyle bir durumda her gün GDO’ lu gıda yemek zorunda kalmazlardı.
Bu ülkelerde yaşayanların yerel tohumlarla üretilmiş yerel ve doğal tarım ürünlerine ulaşmaları neredeyse hayaldir. Onlara domates İspanya’ dan, yağ İtalya’ dan, nar İran’ dan, kiraz Türkiye’ den, elma Ukrayna’ dan gitmektedir.

Ne mutlu ki ülkemizde hala sınırlı da olsa doğal beslenmek mümkündür. Bizler gibi halka doğruları hiçbir çıkar amacı olmadan (sizler dernek olarak elbette endüstriyel GDO’ lu tohumu savunmak zorundasınız, sizi anlıyoruz) anlatanlar oldukça ve toplum bize destek verdikçe de umut devam edecek.

Saygılarımızla,

 Yeşiller Tarım Çalışma Grubu Adında

H. Ozan Erzincanlı, (Biyoteknolog) Ziraat Yüksek Mühendisi


%d blogcu bunu beğendi: