Kendi evini kendi yapanlar

by

(Kendi evini kendi yapan topluluklar – imeceyle evini yapanlar)

Bu konu aklıma ilk olarak Köy Enstitüleri’nden mezun olan öğretmenlerin kendi evlerini, yerel malzemeler kullanarak yapabildiklerini öğrendiğimde takılmıştı. Ne büyük bir güç kendi evini kendin yapabilmek.  Eğitim sistemlerine, gelecek kuşakların yetişmesine bir de bu gözle bakılması gerektiğini düşünüyorum. Sosyal yapı içinde yaşam alanlarımızı şekillendirme becerisini, bakış açısını, kültürünü geliştirmek üzerine muhakak kafa yorulmalı derim.

Bugünkü evlerimizde düzensiz şehirleşmeyi de eklersek ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Evlerin yapımında kullanılan zararlı malzemelerden tutun da doğadan bizi tamamen koparan tasarımlara kadar…  Bir de evlerin yapımına ekolojik açıdan baktığımızda o tasarımları etkileyebilecek o kadar çok unsur dikkati çekiyor ki.

Bir mimarın gözüyle baktığımızda bu yazı bir kitap oluşturacakken burada yalnızca oradan buradan birkaç konuya değinip, en temel gereksinmemiz olan barınaklarımızın yapımının ne kadar bizden uzaklaştığını vurgulamak istiyorum.

Bizler yalnızca betonarme evlerin en iyi olduğunu ve bunların da müthiş bir teknolojiyle, çok kısa zamanda yapılması gerektiğine inanacak bir duruma geldik. Hatta artık taş ustaları bulmak veya kerpiç ev nasıl yapılır bilen kimseleri bulmak gittikçe zorlaşmaya başladı.  Hatta kerpiç bir ev yapsak ruhsat bile alamaz bir duruma geldik. Halbuki geçmişte depremlerden yıkılmayan evler  yapılabilmiş; bir sürü deprem geçirmelerine karşın hala ayakta durabiliyorlar. Yeni karışımlarla ve yeni tekniklerle çok sağlam kerpiç evler yapılabiliyor.

Son zamanlarda, saman balyalarından ev yapımı söz konusu olduğunda, evin yapılacağı yerde evi yapmak isteyenler ya bir atölye çalışması halinde bunu yapıyorlar ya da bulundukları topluluk imeceyle bunu yapıyor. Aynı, eskiden köylülerin kendi evlerini kendilerinin yapması gibi.   Halbuki şimdi bu çok pahalıya geliyor ve bir sürü sorunu da içinde barındıracak şekilde yapılıyor. Buna biraz da o sosyal grubun güçsüzleşmesi gibi bu durumu da eklemek istiyorum. Yalnızca doğaya değil aynı zamanda birbirimize de yabancılaşıyoruz. Buna bir örnek de imeceyle çalışmak. Örgütlü çalışamayan bir sosyal yapının, bunun becerilerini geliştiremeyen bir grubun, yaşamda karşılarına çıkan problemleri çözmesi ve bireylerinin mutluluğunu sağlaması nasıl mümkün olabilir ki….

Şehirler sürdürülemez, berbat tasarım örnekleri olarak gelişmeye devam ederken bizler başka tasarım örneklerinin uygulandığını yakından izleyip herkese anlatmalıyız. Daha da önemlisi bize birçok sorunun yanıtını sunan doğadan uzaklaştıkça, topluluklarımızın direnç gücünün zayıflamakta olduğunu başkalarına anlatmalıyız.  Kırsalda kendi yaşam alanını kendi oluşturmuş biri olarak; taştan, tahtadan ev yapmanın çok iyileştirici, toprakla çalışmanın da ne kadar güçlendirici bir yanı olduğunu taa içimde hissettim. (www.patikadayolculuk.com).

Kendi kullandıkları su hakkında söz sahibi olabilen, kendi yapılarıyla, kendi gıdalarının üretimiyle, kendi, çocuklarının yetiştirilmesiyle, sosyal yapılarıyla, kaynaklarının yönetilmesiyle aktif olarak ilgilenen bir topluluğun sırtının yere gelmesi pek mümkün gözükmüyor. 

Erol B. Scott, erolbenjamin@yahoo.com

Not: Erol B. Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.


%d blogcu bunu beğendi: