Şeker, Cargill – Ülker..

by

 

Şeker zehirdir!

ABD (Amerika Birleşik Devletleri)’nin en büyük tarım tekellerinden biri olan Cargill, geçtiğimiz günlerde Habertürk aracılığıyla gündemimize tekrar oturdu.
ABD (Amerika Birleşik Devletleri)’nin en büyük tarım tekellerinden biri olan Cargill, geçtiğimiz günlerde Habertürk aracılığıyla gündemimize tekrar oturdu. Bu yayınıyla Habertürk’e teşekkürler. Tabii bu teşekkür yapmaya çalıştığı şeyden bağımsız kuru bir teşekkür. Hangi ihtiyaçtan bunu gündeme getirdiğini Bakan Eker kendine göre açıkladı. Yapılan haberlerin yalan olduğunu, haberlerin asıl nedeninin Rant ve reklam pastasında ki kavga olduğunu vurguladı. Bu yanıyla bakanın söylediği doğru olabilir, fakat Habertürk’ün yaptığı haberin yalan değil, aksine eksik olduğunu bizler bilmekteyiz. Cargill hakkında aleyhine alınmış onlarca hukuksal karar olmasına karşın zorla ve takiye kanunlarla AKP hükümetince yasal hale getirildiğini unutmadık.
CARGİLL – ÜLKER BAĞLANTISI
2002 yılında Cargill ile Ülker gurubunun ortaklık kurmuş olmaları ve aynı yıl AKP’nin iktidar olmasının bu sürece etkisini de sorgulamamız gerekiyor. Dönemin ABD başkanı Bush tarafından, 2004 yılında Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında ricada bulunarak, Cargill’in önündeki yasal engellerin kaldırılması istemiş. Bu talep doğrultusunda birçok girişimde bulunan Başbakan yine de 2 yıl boyunca sorunu, oluşan tepkilerden dolayı çözememişti. 2006 yılında 2. ABD gezisi sırasında Cargill yöneticileri ile bir araya gelen Başbakan, görüşmeler sonucunda çok kararlı tarzla bakanlarına emir vererek sorunun derhal çözülmesini istemiştir. 2006 yılında çıkarılan özel bir af yasası kapsamında Cargill’in önündeki hukuki engeller kaldırılmıştır. Bununla da yetinilmemiş, Şeker piyasası üst kuruluna Cargill şirketi de alınmıştır. Bu kurul doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebine göre belirleyen, bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan, şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini öneren bir yapıya sahip. Şeker piyasası üst kurulu aşağıdaki kuruluşlardan oluşmaktadır.
T.Şeker Fabrikaları, Pankobirlik, Pancar ekicileri Koop.Birliği, Cargill Tarım ve Gıda AŞ, San.Tic. Bakanlığı, Tarım Köy İşleri Bakanlığı ve Devlet bakanlığı. Sizce bu kadar kamu kuruluşu içinde Cargill’in işi ne olabilir?
Günümüzde Neoliberal politikalar gereği artık devletleri şirketlerin yönettiğine dair çok güzel bir örnek. Günümüzde burjuva partilerinin milletvekilleri ve hükümetleri tamamen şirket temsilcilerinden ya da işbirlikçilerinden oluşuyor. Kamu, şirketlerin elinde olunca birçok örnekte olduğu gibi, şeker kotasının da dün yüzde10 a, bugün yüzde15 e, yarın yüzde 50 ye çıkması gayet anlaşılır bir şey.
HALK SAĞLIĞI TEHLİKEDE
AKP Hükümetinin 2009 yılında mısır için belirlediği fiyat 45 Krş/Kg’dı. 2010 yılında ise 37 Krş/Kg fiyat belirledi. Burada yapılmak istenen ise, mısır ve mısır ürünlerinin ithalatını artırmaya yönelik bir politika uygulanıyor olması. 2010 yılının ilk altı ayında 450 bin ton mısır ithal edilmiş. İthal edilen diğer ürün ise mısır küspesi ve mısır grizi. 2008 yılı ithalat miktarı ise 1 milyon ton ve ABD’den ithal edilmiş. Bu ithalatları kimler yaptı diye baktığımız da, ilk göze çarpan Cargill firması tabii ki. Cargill mısır küspesi ve grizini kullanmadığı halde ithal ediyor olması, yem piyasasının ihtiyacını da ABD’den çözmek ve ülkemizde ekilen mısır sahalarının hızla azalmasını sağlamak ve ithalat yoluyla bölgede tek hakim olmak istemesi. Ortadoğu da bulunan ülkeler şeker ihtiyaçlarının yüzde 65 ini Türkiye’den sağlamaktalar. ABD’de ekilen mısırın neredeyse tamamı GDO’lu mısır. Cargill fabrikasında işlenen mısırda ithal olarak getirdiği GDO’lu mısırlar. Bize ve Ortadoğu halklarına buradan GDO’lu ve NBŞ (nişasta bazlı şeker) sayesinde, hayvanlara verilen yemler nedeniyle de kanser ve birçok hastalıkla boğuşmak kalıyor. ABD ve AB ülkelerinde kullanılan şekerin içindeki NBŞ oranı yüzde 2 iken Cargill’in isteği ile yüzde 15 e çıkarılması üzerinde dikkatlice durmamız gereken bir durum.
Çikolata, baklava, meşrubat ve benzeri imalatlarda tespit edilen yüzde 15 oranını kontrol eden bir mekanizmanın varlığından da kuşkuluyuz, üretimin tamamını NBŞ olan mısır şurubunun kullanıldığı aldığımız duyumlar içinde. Tarım Bakanlığı bu konuda açıklama yapmak zorundadır. Halk sağlığı nedeniyle de NBŞ oranı kabul edilebilir oran olan yüzde 2 seviyesine çekmelidir.
ÇİFTÇİ TEKELLERE MAHKUM EDİLİYOR
Hükümetin 2010 yılında belirlediği 37 krş/kg mısır fiyatı ve diğer tarım ürünleri üzerindeki fiyat politikalarının ardındaki gerçek, çiftçiyi yıldırmak, bankalara borçlandırarak topraklarını tekeller elinde toplanmasını sağlayıp, şehirlere göç etmek zorunda kalan çiftçileri de ucuz iş gücü olarak yedeklemektir. Pancar ekim sahalarının daraltılmasını sağlayan, fındık ekim alanlarını sınırlayan düzenlemeler ve uyguladığı fiyat politikaları ile ülkemiz tarımının tekeller eline geçmesi amaçlanmaktadır. Artık geçimlik tarım dahi yapılamaz hale geldi.
GDO’lu ve hibrit (kısır) tohumlarla ekim yapmaya çalışan çiftçiler tohum tekellerinin kıskacı altında inletilmekte. Geçmişte, yıl içinde yapılan hasatın bir kısmı tohumluk olarak ayrılırdı, artık bu süreç neredeyse tamamıyla bitmiş durumda. Çıkarılmış olan Tohum Yasası sayesinde tohum ve tarım tekelleri için cennet yaratanlar emekçi halkımıza açlığı reva görmekte. Yerel tohumlarımız ise tohum tekelleri tarafından patentlenerek elimizden alınmakta.
Cargill’in kuruluş sürecinde Bursa’da bulunan tüm kuruluşlar hatta valilik bile bu yatırıma karşı çıkmıştı. Firmaya İznik’te yatırım yapamazsınız size başka yer gösterelim önerilerini kabul etmeyen firma İznik üzerinde ısrar etmiştir.
NEDEN İZNİK
İznik bölgesi gölüyle tanınan ve su bakımından zengin olan bir bölge. Sakın göl suyunu kullandıklarını sanmayın. Göl suyunu kullanmaları onlar için artı bir maliyet oluşturuyor bu nedenle dertleri bu değil, İznik gölü ilerisi için stratejik olması bakımından önemli.
Üretim için 1.sınıf suya ihtiyaçları var, bu ihtiyacı karşılayabilecekleri bir kaynak bulmuş olmaları yatırım nedenlerinin başında geliyor.
Fabrikanın çok yakınından geçen yer altı deresini tespit etmişler ve buraya yaptıkları sondaj ile günlük 10-12 bin ton suyu buradan çekiyorlar. Bedava 1. sınıf su ne güzel hayat değil mi?
Yalnız su değil tabii, Gemlik Limanının çok yakın olması, serbest bölgenin de burada olması ve İstanbul Bursa karayolunun üstünde olması firmaya dayanılmaz çekici gelen kareyi tamamlayan diğer hususlar. Fabrika çevresinde bulunan köylerde yazlar dahil, yıl boyu sokak çeşmelerinden akan su artık maalesef akmamakta. Yer altından sulama amacıyla 1-2 metreden çıkan su artık 150-200 metrelere inmiş durumda. Bulunduğu bölgeye onarılmaz zararlar veren firma aynı zamanda tarımımıza da verdiği zararlarla gündemimizde olmaya devam edecek.
YUSUF GÜRSUCU, 16/02/2011

Editörün notu: Gıda konusunda bir yazıyı daha paylaşmak isteriz:

https://patikayolculari.wordpress.com/2009/10/22/beslenmenin-demokratiklestirilmesi/


%d blogcu bunu beğendi: