Havada bir aşk kokusu var!

by

Foto: Alper Elitok

İçinde bulunduğumuz sistemin getirdiği çalış-tüket-eğlen üçgeni içinde kendimizi pek dinlemeye zaman kalmıyor. Hep bizim olmayan bir akıntının peşinden gidiyoruz. Bazılarımız şehir düzeninde bile kendilerine “niş” ler oluşturabiliyor. Onların bile yeşili maviyi görebilmeleri rüzgarı bedenlerinde hissetmeye güneşin batışını görmek için çabalamaları gerekiyor.

Hani donem donem biraz kilolu, biraz mutsuz, biraz evrenden kopuk olabiliriz ama bir şekilde var olabiliyoruz. Ben bundan daha iyisini hak ediyorum. Hepimiz daha iyisini hak ediyoruz. Deniz kenarına oturup “ben niye bu evrende varım” demek ile, yarıladığım içki bardağında bunu aramak arasında bir fark var mı? Kesinlikle var. Su sesinin ve görüntüsünün bize kazandırdıkları konusunda neler biliniyor ki. Dahası yeşili, maviyi görmek bir mutluluk esintisi gibi her bir yanımızı sarıyor. Ben çoğunlukla doğanın içinde olabilen şanslı insanlardandım. İlk önceleri yüzmenin bedenime, ruhuma getirdiği dinginliği keşfettim. Onca negatif enerji bombardımanın içinde bedenimin suyun içinde arındığını hissettim. Sudan bir masal kahramanı gibi çıktığım günler oldu. Şimdi güneşin batışını izleyip o gün yapamadıklarım için evrenden; bir kabileden öğrendiğim gibi kendi dilimde özür diliyorum, yarın yogamla dünyaya yeni neler getirebilirim diye düşünüyorum. Öğrendim ki, niyet kadar bu niyetin nereye nasıl yerleştirildiği de önemli. Kampanyanın mutfağı en az eylemin kendisi kadar hatta bekli eylemden de çok önemli…

Tüm o yaratıcılık, tasarım, geri bildirim, değerlendirme süreçleriyle… Öğrendim ki beni var eden doğaya da zaman ayırmam gerekiyor. Dağlarda tepelerde su kenarlarında doğayı, doğanın döngülerini daha iyi hissedebiliyorsak, ayaklarımız daha çok yere basıyorsa, toprağa ellerimizi sokup sebze yetiştirebiliyorsak daha mı gerçekçiyiz. Bunu bilemiyorum ama bildiğim o ki vücudumuzun çoğunluğu su ve her türlü etkileşime açık. Ve Anadolulun güneşi bedenimizi ısıttığında, çıplak bedenlerimiz o büyülü rüzgarların tadını tattığında tabii ki biz artık o kopuk olduğumuz evrenle bütünleşmeye hazırız. Ağaçlar gibi toprağın kanını alabiliyor muyuz. Suyun taşıdığı bilgiyi özümseyebiliyor muyuz. Canlı hücrelerin bize kazandırdığı enerjiyle kollarımızı göğe uzatıp bulutları, güneşi selamlıyor muyuz. Bazen gözlerimiz kapalı meditasyonda otururuz. Hayır! Benim gözlerim açık. Tüm duyularım açık! bir şeyleri yakalamak için, bütünleşmek için, sevişmek için hazır. Domatesin altlarını çapalarken domates bitkisinin kokusu, adaçayını toplarken ellerime sinen, günlerce geçmeyen kokusu, mavinin değişik tonları, bitkilerin onca yeşili, güneşin batarkenki kırmızı tonları, melisa çayının, mandalinanın, ev şarabımızın tatları, kulaklarımızda tenimizde rüzgarın dokunuşu hepsi bize hikayeler anlatıyor, yeter ki “aşkım” bunu dinlemeye hazır olsun. Bizi var eden doğaya bakıyorum, hep bir şeylerden fazla üretiyor. Tonlarca elma… ağacın kendi neslini devam ettirmesinin çok ötesinde, “bolluk” olarak tüm çevresindekileri beslemek üzere saçılmış ortalığa… Biz de çevremizi aynı doğada olduğu gibi, sevgimizle beslemeliyiz diye düşünüyorum. Doğanın sesleriyle uyanıyorsun, o sabahın uyuşukluğu güneşi davet ettiğin gizemli hareketlerle dağılıp gidiyor. Yerine yay gibi, güne hazır bedenler geliyor. Çıplak ayaklarla toprağı keşfediyoruz, çıplak ayaklarla toprağın, gecenin mesajlarını özümsüyoruz.

Gecenin karanlığından kaçmak yerine, ondan rahatsız olmak yerine iç dinginliğimle yakaladığım enerjiyle ona ışık tutuyorum, bir birimizi güçlendiren uygulamalarla oluşan sinerjiyle kendimi, çevremi sorguluyorum daha bir gerçeklikle, inanarak, aşkla sarılmak için. Bu aşkla daha bir aydınlık daha bir yalansız.

İştahla yediğin bir kahvaltı masasındaki neşe, yaşama sevincini herkese yayıyor. İşte böyle güne başlayan birilerinin hiç sırtı yere gelebilir mi.. Tabii ki bu aşk beslenerek akşama kadar devam ediyor. Güneşin batışıyla sevgiyi her bir yana onun eksikliğini hissedenlere yolluyor yogayla, rüzgarlarla, kokularla… pırıl pırıl parlayan yıldızlar onu arayanlara gönderiyor her birimizin sevgisini… Günler birbirini kovaladıkça, her gün gerçek anlamda içimdeki yogiye zaman ayırdıkça, içimdeki yogiye özendikçe, beslenmemle, meditasyonumla, yoga pozlarımla güçlendikçe, esnedikçe, nefes aldıkça… yani içimdeki yogiyi her keşfettiğimde ona biraz daha aşık oluyorum.

Tüm istediğim çocuklara, her birimizin içimizdeki çocuğa bu aşkla yaratıcılığı açmak, sanatla yoğrulmak, ruhen-fiziken güçlenmek Anadolu’nun diğer aşklarını duyulmasını sağlayabilmek..

erol b. scott, erolbenjamin@yahoo.com

Not: Erol B. Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.


%d blogcu bunu beğendi: