“Eğer yönümüzü değiştirmezsek, kendimizi gittiğimiz yerde buluruz ”

by
Yazı için Sevil Baştürk’e teşekkür ederiz
billBill Mollison, Permakültürün yaratıcısı
Yukarıdaki başlık aslında bir Çin atasözü. Geçenlerde bir adamla tanıştım ve yönümün değişebileceğine inandım. Tabi ki gittiğim yerin de…
Bill Dede 82 yaşında. Dünyayı geziyor, yaratıcısı olduğu permakültürü öğretiyor. Yani dünyamızı nasıl yeniden tasarlayabileceğimizi. Bütün sorunlarımızı, hatta açlığı kalıcı olarak bir bahçede çözebileceğimizi.
Permakültür Tasarım Sertifikası (PDC – Permaculture Design Certificate) kursu vermek için İstanbul’daydı Bill Mollison ve ögrencisi Geoff Lawton. 120 kişi katıldık bu kursa. Tek ortak noktamız, kendi besinimizi yetiştirmek istememiz ve sürdürülebilir sistemler nasıl kurulur merak etmemiz. Bildiklerimi paylaşayım, sizde paylaşın, herkes öğrensin yönümüzü değiştirebileceğimizi. Permakültür:
– Dünyayı etik ve ilkelere göre yeniden tasarlayan bir sistem.
– Ormanlar gibi, tabiatın ekolojik sistemlerini örnek alarak, yiyecek üreten gıda ormanları tasarlıyor.
– Yaratılan ekosistem bırakıp gitseniz bile çökmüyor. Çünkü, sistemin ihtiyacı olan enerji, sistem tarafından sağlanıyor.
– Amaç, kendi ihtiyaçlarını karşılayan ve atıklarını yeniden kullanıma sokan sürdürülebilir sistemler yaratmak.
‘Nerde olursak olalım parasız değiliz’
Permakültürü yaşamlarımızda uygulamak için arazimizin olması gerekmiyor. Ama tabiattan üstün olduğumuz fikrinden bir an evvel vazgeçip, doğayla uyum içinde yaşayabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bunu yaparsak, nerde olursak olalım permakültür ilkelerini uygulayabiliriz. Çünkü Permakültür, sadece tarım değil, sürdürülebilir bir yaşam tasarımı.
“Nerede olursak olalım, parasız değiliz, sadece yeterince düşünmüyoruz,” diyor Mollison. Takas sistemlerinden kredi birliklerine, kooperatiflerden vakıflara, çeşitli fon kaynakları yaratılmasından yerel para birimlerinin oluşturulmasına uygulanabilir pek çok sistemin örneklerini veriyor.
Mesela takasta, ‘bu sene sana şu zamanda bir ton yakacak sağlayacağım’ gibi söz mektupları yazabiliyorsun. Bu notları takas edererek ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsun.
perma2
Dünyanın gıda ihtiyacını karşılamaya ‘% 3′ yeter
Kaynaklarımız tükenmek üzere. Geri dönüşüm yapsak da, ‘çevreci’ ürünler satın alsak da, sıkıştık. Tabağımızdaki yemeğe kadar herşey yenilenemeyen ham maddelerden üretiliyor. Tüketimi etkili bir şekilde azaltmaktan başka alternatifimiz yok. Deniz bitti. Sona doğru hızla koştuğumuzu görüp, sonsuz sahip olma duygumuzdan vazgeçip, durmadan daha hızlı, daha yeni şeyler edinme esaretinden kurtulup özgürleşmeliyiz.
İnanbiliyor musunuz? Bir insanın bir yıllık gıda ihtiyacı aslında 14 m2 bir bahçeden sağlanabiliyor. Ve hatta endüstriyel tarım için kullanılan alanın yalnızca yüzde ikisi ya da üçü ile dünyanın tüm gıda ihtiyacını karşılayabiliyoruz. Ama dikkatimiz dağılıyor. İçinde kaybolabileceğimiz kadar çok bilgiye çok kolay ulaşıyoruz. Sorumluluk alabileceğimiz yerlere odaklanamıyoruz. Nereye gittiğimizi bilmediğimiz için, nereye vardığımızı da göremiyoruz ya da vaktimiz yok durup düşünmeye.
perma
Daha az çalış, daha çok yaşa
Zamansızlık en çok yakındığımız şey. Yılda, 2000-3000 saat çalışıyoruz. “Bunun karşılığında sahip olduğunuz şey bir sürü aygıt” diyor Mollison ve yılda 500 saat çalışarak bütün ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimizi söylüyor. Ancak, önce zenginlik tanımını baştan yapmamız gerek. Çünkü, ne kadar zenginleşirsek ekolojik ve kültürel olarak o kadar fakirleşiyoruz.
Zenginliğin esas ölçütü, temiz hava, temiz su, temiz gıda, makul barınak, sıcaklık, dostluk ve uyumlu toplum.
Haftada 10 saat çalışmak ister misin? Geriye kalan 30 saatte ne yapmak istersin? Kalıcı bir kültür yaratabilir misin?
Mollison der ki; “Sahip olduğumuz tüm becerileri diğerleri ile ilişkili bir biçimde kullanırsak her şeyi başarabiliriz. Ama becerilerini gerçekten inanmadığın başka sistemlere ödünç veriyorsan sanki hiç yaşamamışsın gibi oluyor. Çünkü kendini hiç ifade edememişsin.”
Dünyayı onarabiliriz. Neler yapabileceğimizi görmeye başlarsak, yapmaya da başlarız. 3 adımlık bir çözümü 4 adımlık çukura atmayalım. Kararını veren herkes büyük bir fark yaratabilir.
Hint asıllı fizikçi, çevreci ve aktivist Vandana Shiva, geçen ay 2010 Sydney Barış Ödülü’nü aldığında şöyle dedi: “Toprak Ana’nın haklarını savunmak, en önemli insan hakları ve toplumsal adalet mücadelesidir. Zamanımızın en kapsamlı barış hareketidir.”

%d blogcu bunu beğendi: