KAS-İSKELET SİSTEMİ

by

KAS-İSKELET SİSTEMİ  DİSFONKSİYONLARIYLA İLGİLİ GENEL BİLGİ

Vücudumuzdaki tüm kas, sinir ve kemikler bir ağ sistemi oluşturarak, bedenimizin bir arada kalmasını ve fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlarlar. Her şey birbirine bağlı bir şekilde, mükemmel bir iş bölümüyle çalışır. Her bir parça vücudun bölünmezliğine katkı sağlar. Örneğin, tendonlar olmadan veya ligamentler, bu bütün çöker.

Kaslar, birbirinden farklı hücrelerden oluşmuş dokulardır. Aslında çoğu insanın kaslar hakkındaki bilgilerinin çoğu yanlıştır. Örneğin, içlerinde profesyonel sporcuların da olduğu ,düzenli egzersiz yapan kişiler, çalışmaya başlamadan önce  stretching yaptıklarını, yani kaslarını gerdirdiklerini söylerler. Hareketleri yaparken kasların gerildiği hissedilse de asıl olan şey bu değildir. Kaslar likra kumaşlar gibi stretch olmazlar. Kasların, başlama ve bitiş olmak üzere her iki uçları da kemiklere bağlıdır. Kasların uzunluklarını değiştirmesi, lif ve lifçiklerin mekanik ve kimyasal etkileşimleri sonucunda oluşan karmaşık bir olaydır. Aynı makara sisteminde olduğu gibi, lif ve lifçikler birlikte çektiklerinde kas kasılır. Kas uzadığında ise, biz buna genelde streching deriz, makara ters dönmeye başlar, lif ve lifçikler yavaşça birbirlerini bırakırlar. Eğer belinizden aşağı doğru eğilerek parmak uçlarınıza değmekte zorlanıyorsanız, kaslarınız çok sertse, bu kaslarınızın önceye göre kısaldığı anlamına gelmez. Olan şudur:

Stretching, bizi vücudumuzun hareket kabiliyetini  yitirebileceği olaylardan koruyan ,tedbirli bir sistemdir. Belli bir noktaya uzanamadığımız durumlarda, kaslar bize limitimizin ne olduğunu gösterir. Bundan daha fazla bir zorlama halinde zarar görebileceğimize dair bizi uyarırlar. Eğer kaslarımızın hareket çeşitliliği oturmak, araba kullanmak, gezinmek gibi sürekli aynı şeylerle kısıtlıysa, kaslar bu pozisyonlara uyum sağlar. Bundan sonra kaslardan farklı bir hareket yapmaları, farklı bir şekle girmeleri beklendiğinde, bu alıcılar için bir sürpriz olur. Bu yeni hareketi nasıl yapacaklarını bilemezler. Bu yüzden kas-iskelet  sistemi denilen program, bu harekete karşı bir zorlama oluşturarak vücudu uyarır.

Her zaman hatırlanması gereken asıl nokta şudur:  vücut, durmadan kendi hareketlerini gözlemler ve buna göre gerekli ayarlamaları yapar. Öncelik, kas-iskelet sistemini  her zaman bir bütün halinde tutmaktır. Beden bir tehlike sezdiği zaman, mesela eklemlere zarar verebilecek bir hareket gibi, anında durumu değerlendirir ve en az hasar alınacak seçeneği seçer. Bu durum, kasın çekmesi veya yırtılması olabilir. Bu durum, elektrik akımının artmasıyla evin yanma tehlikesine karşı şalterin atmasına benzer.

Kas ağrısı ise bir mesajdan daha fazlası değildir. Sadece bu mesajı nasıl çözeceğimizi öğrenmemiz gerekir. Bu mesaj, beyne, merkezi sinir sistemine bağlı özel filamanlarla gönderilir.

Özellikle son zamanlarda, vücudun her hangi bir yerinde ağrı hissedildiğinde ve kas-iskelet sisteminde bir sorun meydana geldiğinde hemen sinir sistemiyle ilgili olduğu düşünülmeye başlandı.  Çoğu zaman hastalar, el ve ayaklarındaki ağrıların, uyuşmaların sinir sistemindeki bir sorundan kaynaklandığını düşünür. Kimi zaman yine el ve ayaklardaki aşırı soğukluğun bile sinirlerdeki bir problemden olduğu düşünülür. Ancak kaslar üzerinde yapılan bazı çalışmalardan ve bu kişilere verilen  bir kaç özel egzersizden sonra bu hissin tamamen ortadan kalktığı görülür. Bu şikayetlerin asıl nedenine gelelim. Hissedilen uyuşmalar ve soğukluk  bize vücut tarafından gönderilen bir işarettir. Sinirlerin tam da sınırda, ancak hala çalışmakta olduğunu, fakat  ilgili kasın çalışmadığını belirtir. Sinir sisteminin en önemli görevlerinden biri de erken uyarı sistemi olarak çalışmasıdır. Bir kas ölmeye başlarken sinir sistemi bunu beyne iletir, beyin de size bir şey yapmanız gerektiğini söyler. Vücutta yumuşak veya sert bir doku, bir şekilde kası ittirmeye, kas üzerinde bir baskı oluşturmaya başlarsa ağrı veya hissizlik başlar. Bu uyarıcı bir mesajdır. Fiziksel terapi uygulayan kişiler, bu mesajların nasıl yorumlanması gerektiğini bilirler. Siyatik siniri, mesaj göndermeye başlamış ise ve ayağınızdan aşağıya doğru ağrı vuruyor ise omurgadaki disklerden biri sinir uçlarına dokunmaya başlamış demektir.

Eğer kaslar, sinirler ve kemikler bir bütünü oluşturuyorlarsa, bir sorunla karşılaşıldığı zaman bu sistemlerden tek birini ele alıp, izini sürmek pek mantıklı değildir. Örneğin,  siyatik ağrılarında sorunun nedeni sadece siyatik sinirinin kendisi veya tek başına disk değildir. Bu tip sorunlarda özellikle ülkemizde hemen ameliyata başvurulmaktadır.  Manuel terapilerin yaygın olmaması, bu terapilere halkın yabancı olması, bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmemeleri  gibi sebeplerle  çoğu hasta  bu yöntemleri denemez.  Başvurulan  yerlerde ise yanlış yönlendirilerek, çözümden oldukça uzaklaştırılırlar.

Vücudun verdiği mesajlar ve beraberinde getirdiği görüntü yanlış anlaşılmaktadır. Ağrıyan dize koşmamalı veya beli ağrıyan kişiye  eğilmeyi yasaklayamayız. Eğer böyle düşünürsek, bir çok aktiviteyi, sporu , hatta iş alanlarını bile hayatımızdan çıkartmamız gerekir.

Binlerce yıl öncesinde yaşayan kadın ve erkeklere bakarsak, her türlü hava şartlarında sert kayalar üzerinde, çalılıklarda çıplak ayak, kilometrelerce yürüyen, koşan, avcı-toplayıcı insanlar görüyoruz. O zamanki insanları düşününce, günümüz insanlarının bu kadar narin olmaları ve her şeyden  bu derece etkilenmeleri pek mantıklı gelmiyor.

Peki neden böyle bir durumdayız?

Eminim herkesin kendince bir fikri vardır. Bu sorunun ispatlanmış bir cevabı yoktur. Zaten bu sorunun tek bir cevabının olduğunu da sanmıyorum.  Kendi tecrübelerime dayanarak  çıkarttığım

görüşlerden bazıları şunlar:

Vücudumuza uyguladığımız  ve bize sorun çıkartan hareketler ikiye ayrılır:

1-vücudumuzla ne yaptığımız

2-vücudumuzla ne yapmadığımız

Çok basit ve kısa görünen bu iki şık, aslında çok geniş ve bitmek bilmez tartışmalara yol açan maddelerdir.

Vücudumuzla ne yapıyoruz da sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor?

İlk olarak vücudumuzun bize gönderdiği mesajları nasıl yorumlamamız gerektiğini bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de çözüm olmayan yollara başvurabiliyor ve  sistemin işleyişini daha da bozuyoruz. Yanlış tedaviler,  çok fazla ilaç kullanımı, gerekmediği halde yapılan ameliyatlar, bedenin durmamızı söyleyen sinyallerini dinlemeyip, limitlerimizi zorlamamız….listeyi daha da uzatabiliriz, ancak size bir fikir vermek için yeterli olduğunu düşünüyorum.

Ya vücudumuzla yapmadıklarımız……

Beden, hareket etmek için var olan bir makinedir, hatta ömür boyu görevde kalabilen hareketli bir makine dersek daha doğru olur. Doğum anından ölüm anına kadar sürekli hareket halindedir. Kalbimiz atar, akciğerlerimiz nefesle daralıp genişler, hücrelerimiz yenilenir….bu hareketler , istem dışı, kendiliğinden olan hareketlerdir.  Kas-iskelet sisteminde ise hareketler istemli, bizim kontrolümüzde gerçekleşir. Her iki sistem de birbiriyle etkileşim içinde ve birbirlerine bağımlıdırlar. İki taraftan birinin faaliyetleri engellenirse her iki taraf da tehlikeye girer.

Günümüz yaşantısı, insanların kas-iskelet faaliyetlerini büyük ölçüde azaltmıştır. Bizler ise giderek daha çok tembelleşiyor, sağlığımızı tehlikeye atan bu hareketsizliği değiştirmek için bir şey yapmıyoruz. Vaktimizin çoğunu bilgisayar başında oturarak, televizyon seyrederek veya araba kullanarak geçiriyoruz.  Vücudumuzdaki diğer sistemler de kas-iskelet sisteminin hareketine bağlı olduğu için, bu hareketsizliğin her şeyi nasıl etkilediğini tahmin edebilirsiniz.

Kısaca, vücudumuzu bilinçli olarak, bedenin verdiği sinyalleri dikkate alarak hareket ettirmek zorundayız, aksi takdirde onu kaybetmek zorunda kalacağız.

Gamze De Lisen

delisengamze@gmail.com

http://www.anatrabodyworks.blogspot.com

Kaynaklar:

The Egoscue Method of Health Through Motion

Pete Egoscue with Roger Gittnes


%d blogcu bunu beğendi: