Archive for the ‘Sağlık’ Category

FİLİZLERİN MUCİZELERİ

02/06/2012

Filizler, yaklaşık 5000 yıldır birçok uygarlık tarafından kullanılmaktadır. Her tohum bir enerji kaynağıdır. Tohumda saklı enerjiyi kullanılabilir hale getirmek ve bunu içimize alabilmek için tek ihtiyacımız olan sadece ısı ve su.  Değişmemiş, saf ve besin değerleri bakımından zengin yiyecekleri bulmanın oldukça güç olduğu günümüz dünyasında yeni enerji kaynakları arayışındayız. Gittikçe sayıları artan aktarlar ve sağlık dükkanları bize oldukça farklı seçenekler sunuyor.  Uzmanlara göre besinin değerini arttırmanın en kısa ve en kolay yolu bazı tohumları çimlendirerek yemek.Tohumlar çimlendirildiğinde bileşimlerindeki vitaminlerin, minerallerin ve enzimlerin değeri artar.

FİLİZLERİN MUCİZELERİ

Araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre, filizler gerçek gençlik pınarıdır. Antioksidantlarla dolu olan filizler protein, klorofil, amino asit, vitamin ve mineral bakımından çok zengindir. Örneğin brokoli tohumlarından  elde edilen filizde, olgun bir brokolinin kendisinden 50 kat daha fazla antioksidant sulfurophane vardır. Buğday çiminin suyu hemoglobine en yakın madde olup, olağan üstü bir kan ve karaciğer temizleyicidir. Filizler, hiçbir yardıma gereksinimleri olmayan, kendi kendilerini sindirirken vücuda ihtiyacı olan dinlenmeyi sağlayan, canlandırıcı enzimler içerirler. Yeni yapılan araştırmalarda yer fıstığı filizlerinin kötü kolestrolü düşürdüğü, ay çekirdeği, kara buğday ve diğer tahıl filizlerinin şeker hastalarının şikayetlerini büyük ölçüde azalttığı tespit edilmiştir.

Tohumlardan çimlendirilmiş buğdayın şeker hastalarına faydası büyüktür. Günde 5-6 çorba kaşığı çimlendirilmiş buğday yiyen şeker hastalarının kan ve idrar testlerinde şekerin düştüğü görülmüştür. Bağırsakları temizleyici özelliğinden dolayı kabızlık sorunu çeken kişilere de tavsiye edilir.

Eğer sağlıklı olmaya ve sağlıklı kalmaya önem verenlerdenseniz çimlendirilmiş buğdayı unutmayın. Tükettiğimiz gıdalar arasında pek azı, çimlendirildiğinde içeriğindeki besin değerleri böylesine değişebilir. Yenmesi uygun görülen günlük miktar 1-3 tatlı kaşığı dolusudur. Çimlendirilmiş buğdayı salataya, çorbaya, yemeklere katarak tüketebilirsiniz.

ÇİMLENDİRME ŞARTLARI

Hava_ tohumlar gece boyunca suda bırakıldıktan ve süzüldükten sonra 12 saatte bir yıkanır. Havanın sıcak olduğu durumlarda daha sık olabilir. Düzenlilik anahtardır. Daha ilk günlerinde yeterli beslenmezlerse kururlar ve başarısız olurlar ama bol suyla tohumların boğulmamasına da dikkat edilmelidir. Bu yüzden, her çalkalamadan sonra suyun iyice süzüldüğünden emin olacağınız bir yöntem kullanmalısınız.

Isı_  tohumların filizlenip büyümeleri için ısıya ihtiyaçları vardır. Isı, 12 dereceden aşağıya düşerse tohumlar asitleşir, 18 dereceden yukarı çıkarsa sertleşme başlar. Hafif serin yerlerde yapılan çimlendirme daha uzun sürer.

Alan_  en iyi sonuç için tohumlar geniş bir alanda filizlendirilmelidir. Bazı tohumlar filizlenirken 30 kat fazla büyüyebilirler. İşlemi gerçekleştirmek istediğiniz yöntem hangisi olursa olsun, tohumların sıkışmamasına, nefes alabilecekleri ve rahat hareket edebilecekleri kadar alanları olmasına dikkat edin.

Işık_ çoğu tohum gelişmelerinin ilk birkaç gününde ışığa ihtiyaç duymazlar. Filizlendikten sonra yeşermeye , çimlenmeye başlamak için ışık isterler. Yine de ışığın direkt tohumların üzerine gelmemesine dikkat edin. İşlemin karanlık bir odada yapılması gerekmez, ışık direkt üzerlerine gelmedikçe çoğu tohum sorunsuz bir şekilde gelişir.

Gıda_ gerekli olmamakla birlikte tohumlar için kullandığınız suyun içine bitki besin sıvısı ekleyebilirsiniz. Bu sadece tohumların sağlık durumlarını daha da güçlendirmek, dayanıklılıklarını ve besin değerlerini arttırmak için tercih edilebilir.

İŞLEM İÇİN KULLANILAN KAPLAR

Kavanoz_ bulması ve kullanması çok kolay olan bir yöntemdir. Kapak yerine ince bir bez parçası lastikle kavanozun ağzına gelecek şekilde yerleştirin. Kavonozlar yan yatırılarak bekletilir ki içindeki su dışarı süzülebilsin.

Tepsi_ ışığa ihtiyacı olan tohumlar için en iyi yöntemdir. Aynı zamanda çimlerin yukarı doğru , tohumların doğasına uygun, olması gerektiği gibi büyümeleri için uygundur. Bu işlem için herhangi bir tepsi kullanılabilir. Suyun akması için yapacağınız deliklerin tohumlardan küçük olmasına özen gösterin. Bundan sonra ıslattığınız tohumları düzgün bir şekilde tepsiye serebilirsiniz.

Bez torbalar_ ışığa ihtiyacı olmayan fasulyeler ve tahıllar için en uygun yöntemdir. Filizlerin kırılmadan çıkmalarına ve hava almalarına olanak sağlar. Kavanozlara göre daha az yer kaplar, sulaması ve suyu süzmesi çok daha kolaydır. Sadece suya batırıp asmanız yeterlidir.

KULLANABİLECEĞİNİZ TOHUMLARDAN BAZILARI

Alfalfa, karabuğday, maş fasulyesi, çavdar, mercimek, nohut, buğday, ay çekirdeği, bezelye, arpa, hardal, brokoli, turp ve çemen tohumu.

Tahılın(buğday, arpa, çavdar v.b) ve kuru sebzenin( mercimek, nohut, kuru fasulye, börülce v.b) proteinleri birbirini tamamladığına göre, bu tür besinleri aynı zamanda çimlendirerek tüketmek çok daha faydalı olur.

Her türlü tohumun çimlenmesi için nemli kalmaya ihtiyacı vardır. Filizler tohumun boyuna vardığında kullanıma hazır hale gelmişlerdir. Hem tohumun kendisi hem de filizi yenir. Filizler tohumdan fazla büyümemeli ve buzdolabında saklanmamalıdır. Çünkü yenir duruma gelen tohumlar buzdolabına konursa, çimlenme devam eder.

Nohut ve fasulye gibi iri taneli tohumların geniş bir kapta filizlendirilmesi daha iyi olur, çünkü iri taneli tohumlar birbirlerinin üzerine gelirse, hava alamadıklarından çimlenmeleri zorlaşır.

Tohumlardan süzülen su atılmaz, bu suyun içinde değerli vitaminler vardır. Dilerseniz içebilir ya da bir yemeğin içine karıştırılarak kullanabilirsiniz.

Çimlendirilmiş besin maddeleri pişirilerek yenebileceği gibi çiğ yenmeleri daha faydalıdır. Bunlar birer avuç salataya, çorbaya, sandviçe, yoğurda veya herhangi bir yemeğe konarak yenebilir. Karar tamamen sizin yaratıcılığınıza ve ağız tadınıza bağlı.

Gamze De Lisen

Reklamlar

KOMBU ÇAYI’NIN HİKAYESİ

30/03/2012

Ana vatanında “Kombucha” olarak adlandırılan Kombu çayına Doğu Asya’ya giden herkes aşinadır. Tatlı, sirkemsi, boza tadında, gazlı ve yazları soğuk olarak tüketildiğinde son derece ferahlatıcı olan bu içeceğin sağlığa olan faydaları da uzun bir liste oluşturur.

Peki nedir bu mucizevi Kombu çayı? Kombucha olarak adlandırılan çay mantarının şekerli çay içinde, ortam koşullarına bağlı olarak 8-15 gün bırakılması sonucunda oluşan mayalanmış içecektir.  Mayalanma ve oksitlenme sürecinde, çeşitli tepkimeler oluşur ve şekerle beslenen mantar glükuronik-asit, laktik-asit, vitaminler, amino asitler, antibiyotik maddeler vb. gibi çaya giren diğer değerli maddeleri üretir.

Kombucha, genellikle mantar olarak adlandırılsa da, Günther W. Frank tam olarak bir mantar olmadığını ama bakteri ve mantardan oluşan ortak-yaşam kültürü olduğunu belirtmiştir. Bu kültürlerin, antik zamanlardan beri, dünyanın her yerinde, sağlığı-iyileştiren mayalanmış içecekler ve gıda maddeleri elde etmek amacıyla, insanlar tarafından sağlıkları için kullanılmış ve uygulanmış olduğu düşünülürse aslında büyük bir kültürün taşıyıcısı olan bir çeşit antik ev ilacıdır.

Kombu çayı organizmaları zararlı maddelerden arındırır ve metabolizmayı iyileştirir, bu şekilde vücudun savunma kapasitesi iyileşir. Aynı zamanda, bağırsak faaliyetlerini düzenleyici, yorgunluğa, halsizliğe, sinirliliğe, gut, romatizma, böbrek taşları, arterioskleroz, yüksek tansiyon ve onun baş dönmesi, yaşlılık, bağırsaktaki kötü bakterilere karşı fakat özellikle de bütün metabolik hastalıklarda ve erken dönemlerdeki kansere karşı mükemmel bir ilaçtır. Sporcular ve yoğun zihinsel çalışma yapanlar için de çok tavsiye edilmektedir. Kombu çayına atfedilen pek çok sağlığı-iyileştiren özelliklerin bazılarının daha fazla araştırılmaya ihtiyaçları vardır. Ancak, diğer aktif mekanizmalar, hem bilimsel testlerle ve hem de deneylerle, örneğin: bağırsak florasının düzenlenmesi, hücresel kuvvetlenme, zararlı maddelerden vücudun arınması ve artık maddelerin vücuttan atılması, metabolik uyumlulaştırma, antibiyotik etkisi, pH-dengesinin kolaylaştırılması, tamamen kanıtlanmıştır.

Kombu çayı nasıl yapılır? Öncelikle bir Kombu mantarınız olması gerekiyor. Şekerli çayın en az 2 litrelik bir cam kavanoza yapılması iyi olur. Litre başına, bir çorba kaşığı siyah ya da yeşil çay koyularak 15 dk. demlenir. Demlenmiş çaya 1/4 bardak şeker eklenerek metal olmayan bir kaşıkla karıştırılır. Şekerli çay oda sıcaklığına geldikten sonra (eğer iki litre yapılıyorsa 1 litre sıcak su üzerine 1 litre soğuk su koyularak da bu sağlanabilir)

mantar ve daha önceki çaydan ayırılmış olan bir miktar kombu çayı eklenir. Cam kavanozun ağzı ince bir tülbentle kapatılarak karanlık, oda sıcaklığında ve mantarın oluşum süreci içinde hareket ettirilmeyeceği

bir yere kaldırılır. Dikkat edilmesi gerekenler, kullanılan malzemelerin temiz olması, cam bir saklama kabının içinde saklanması,metal hiçbir malzemenin kullanılmaması ve mantarın bırakılacağı şekerli çay sıcaklığının ılık olmasıdır. Ortam sıcaklığına göre 8-15 gün bekletilir. Bu esnada mantar ürer ve içinde bulunduğu kabın şeklini alarak önce ince bir zar halinde çayın bütün yüzeyine yayılır ve daha sonra kalınlaşır. Bundan sonra mantarlar alınarak yıkanır ve yeni bir içecek yapmak üzere bir miktar sıvı ile birlikte ayrılır. Geriye kalan içecek tülbentle süzülerek cam şişeye konulur ve buzdolabında saklanır.

Farklı yaklaşımlar olsa da başlangıçta üç öğün her yemekten 20 dk.önce yarım çay bardağı içilmesi önerilmektedir. Zaman içerisinde bu ölçü bir su bardağına çıkarılabilir ancak aşırı tüketimde bazı olumsuz etkilerin olduğu bildirilmiştir.

Temiz çalışıldığı ve kurallara uyulduğu sürece mantar kendisini enfeksiyon ve kirlenmeye karşı korumaktadır. İçeriğindeki organik asitler, düşük alkol içeriği, karbonik asit, antibiyotik ürünler ve bunların hepsi, çay-mantarı organizmasına ait olmayan bütün yabancı mikroorganizmaların gelişmesini durdurmaktadır. Dikkat edilmesi gereken sıvının ve mantarın üzerinde küf oluşumudur, küf oluştuğu takdirde mantar ve çay atılmalı, yıkanarak yeniden kullanılmamalıdır.

Bu şekilde lezzetli, sağlıklı ve etkili bir Kombu içeceği yapabilirsiniz. Mantar, sahibinin hayatını uzatacak, ona hayatı boyunca eşlik edecek ve ona iyi hizmet edecektir. Bu mantarın çoğalması da kolaydır. Böylece arkadaşlarınıza ve tanıdıklarınıza mantar hediye edebilirsiniz.Kombucha mantarını diğer insanlara aktarmak, bir dostluk işareti ve karşılıklı yardımlaşma olarak iyi bir adettir.

Derleyen İrem Verdon (Bilgiler http://www.kombu.de sitesinden alınmıştır.)

Kefir’i içeceği neden önemli?

12/03/2012

Kefir, Avrupa’ya Kafkasya’dan gelmiştir. Kafkasyalılar, kefirin olumlu etkisini uzun zamandan beri bilirler ve kefiri gençlik iksiri olarak kullanarak, ömrü uzattığına inanırlar. Kafkasya’da tüberküloz, kanser ve sindirim bozukluklarına hiç rastlanmaz.

Kefir kültürü nasıl elde edilir?

Kefir, Kafkasya’da keçi sütünden yapılır. Keçi sütü, dana veya koyunun mide parçalarıyla birlikte bir tuluma konur. Süt pıhtılaşınca ayran gibi içilir. Tuluma tekrar süt konur ve pıhtılaştıkça içmeye devam edilir. Birkaç hafta sonra tulumun iç çeperinde sarımtırak, süngerimsi bir tabaka oluştuğu görülür. Karnabaharı veya patlamış mısırı andıran bu küçük, beyaz, süngersi tohumlar kefirin mayasıdır. Taneler sütü fermente edici rol oynar. En önemli özelliği fermentasyon sonunda süzülerek tekrar kullanılabilmesidir. Çok karışık bir mikrobiyolojik bir yapıya sahiptirler.

Kefirin besin değerleri

Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel aminoasitler bakımından zengindir. Kefirde bulunan proteinler, kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilir yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan ve esansiyel amino asitlerden bir tanesi olan triptofanın , mineral maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlamaktadır. Kefir B12, B1 ve K vitamini bakımından da zengindir. Bu vitaminlerin yeterli alınması durumunda gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.
Kefirin en önemli iki özelliği karbondioksit ve alkol içermesidir. Laktik asit ve alkol fermentasyonlarıyla kefir oluşumu sağlanır

Kefirin Yapılışı

¼ litre süt için ceviz büyüklüğünde maya yeterlidir. Bu mayanın üstüne kaymağı alınmış ve 20 dereceye kadar soğutulmuş süt dökülür. Cam kapaklı bir kabın ya da kavanozun üstüne, ihtiyaca göre 12,18,24,36 veya 48 saat bekletilir.
Kefir içilmeden önce kavanoz çalkalanır, sonra bir süzgece boşaltılır. Süzgeçte kalan kefir mayası musluğun altına tutularak çalkalanır, yani sudan geçirilir. Sonra temizlenmiş kavanoza aktarılır, üzerine tekrar süt konur ve aynı şekilde kapatılarak bekletilir. Süzgecin altına geçen sıvı, yani kefir içmeye hazır hale gelir.. Sağlık açısından kefirin en uygun tüketim zamanı genellikle sabahları aç karnına ya da akşamları yatmadan öncedir. Kefir tanelerinin her 40-45 günde bir süzgeç içerisinde çok ılık su ile iyice yıkanması ve üzerinden süt atıklarının temizlenmesi gerekir. Bu, kefir tanelerinin aktifliğini arttırır.
Kefir en çok 48 saat dayanır. 48 saat sonra kavanozda su birikir ve bunun içinde top gibi bir madde kalır. Bu artık kullanılamaz.
23 saat durmuş kefir içilirse hafif bir bağırsak boşalması olur. 36 saat veya 48 sat durmuş kefir kabızlık yapar.
Bir süre kefir yapılmayacaksa, tohumları bozulmamaları için 2-3 günde bir kaynatılıp soğutulmuş sütle çalkalanmalı. Böylece tohumlar taze kalır.

Kefir hangi sorunlarda kullanılabilir

İçimi ve hazmı çok kolay olan kefir hücre yenileme özelliğine sahiptir.
Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır, kronik yorgunluğa ve uykusuzluğa iyi gelir, stresi azaltır, sakinleştirici bir özelliği vardır, sinir sistemini güçlendirir, sinirsel depresyonu iyileştirir.
Kas kasılmalarını önler, yüksek tansiyonu dengeler, kanı temizler, karaciğer rahatsızlıkları için kullanılır.
Egzema ve benzeri deri hastalıklarına iyi gelir, yara ve yanıkların hızla iyileşmesini sağlar. Hücre yenileme özelliği sayesinde kadınlar tarafından cilt maskesi olarak kullanılır.
İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir, safra kesesi ve böbrek hastalıklarına iyi gelir, sindirim sistemini mükemmel şekilde düzenler, kolesterolü düşürür, damar sertleşmesini önleyicidir. Sağlıklı diyet için önemlidir, kilo kontrolünde önemli rol oynar.
Bağırsakta kanser oluşturan etkenleri engeller. Bu yüzden de kansere karşı koruyucu ve kanseri geciktirici etkisi vardır.
Bağırsaktaki sağlıklı mikrop dengesinin, zararlı mikroplar lehine değişmesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda hastalığa yol açar.
Son yıllarda rafine gıdaların tüketimindeki artışa paralel olarak, turşu, kefir, boza, çeşitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon gıdalarının az tüketilmesi, süt ve yoğurt gibi fazla tüketilenlerin ise ekşimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik katılması vücudumuzun mükemmel probiyotik dengesini alt üst etmiştir.

Probiyotik – Prebiyotik

Sindirim kanallarınızda vücudunuzdaki hücrelerden 10 kat fazla bakteri bulunur. Mikroflora denilen içinizdeki bu ekosistem iki kilo kadar tutar ve dışkının kuru ağırlığının büyük bir kısmı bunlardan oluşur. Bakterileri veya mikropları öldüren herhangi bir ilaç kullanmadan önce, ölecek olan bakterilerin çoğunun sağlığınız için faydalı olduğunu unuttmayın.

Yeterli miktarda yenildiğinde insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalara probiyotik denir. Yararlı bağırsak mikroplarıdır( bakteriler ve mantarlar)
Bağırsaktaki bazı mikroorganizmaların çoğalmasını ve aktivasyonunu artıran ve insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen maddelere (besinsel lifler gibi) prebiyotik denir
Erişkin bir insan bağırsağında 100 trilyon (1,5 kg) faydalı bakteri ve mantar bulunur. Bu rakam insan hücre sayısının 10 katı kadardır. Bu bakteri ve mantarlar bağırsak florasını oluştururlar.

Probiyotiklerin görevleri

  • Bağışıklık sistemini güçlendirmek
  • Yiyeceklerin hazmını kolaylaştırmak
  • Vitaminlerin (K vit, biyotin, B12, niasin vb) sentezini yapmak
  • Bağırsak duvarını zararlı maddelerden korumak ve bağırsak geçirgenliğini azaltmak
  • Toksinlerin kan dolaşımına geçmesini engellemek
  • Besin allerjilerini ve egzemayı önlemek
  • Kronik enflamatuvar (iltihabi) hastalıkların oluşumunu engellemek
  • Kanseri önlemek
  • Yaşlanmayı yavaşlatmak
  • Depresyonu hafifletmek
  • İshali önlemek ve tedavi etmek
  • İdrar yolu iltihaplarını önlemek
  • Kabızlığı tedavi etmek
  • Böbrek taşlarının oluşumunu azaltmak

Gamze De Lisen

Not: Yazarın yazılarını ve benzer yazılara aşağıdaki linkten erişebilirsiniz…

http://www.alternatifterapi.com/diyet_ve_beslenme/kefirle_sindiriminizi_duzenleyin#.T_6tWvVQXMc

Miyoterapi (Mayoterapi)

20/06/2011

Zihinsel özgürlük yaşamak için bedensel özgürlüğünüzü kazanmalısınız. Bedensel özgürlüğünüz duygularınızı da esnekleştirir, sorunlara daha pozitif bir gözle bakmanıza yardımcı olur. Duygusal özgürlükse zihinsel süreçlerinizde mantıklı kararlar verebilmenizi sağlar. Bir fıtığın, göz rahatsızlığının, alerjinin kölesi olmak yerine bedeninizin ve duygularınızın kontrolünü ele geçirin.

Daha esnek ve daha zinde bir bedene sahip olmak, beden çalışması ile omurga sağlığını yeniden kazanmak, Myoterapi ile tanışarak kronik kas ve eklem ağrılarına çözüm bulmak isteyenler!!!

 

 Myoterapi nedir?
Myoterapi kas tedavisidir. Sistemin özelliği elle teşhis konulup elle tedavi edilmesidir. İlaç kullanılmaz. Omurga, eklem, kas ve iskelet sistemi, bağ dokudaki sorunlarda başvurulan çok etkili bir yöntemdir. 
Hangi Sorunlarda Kullanılır?

 

Bel ve boyun ağrıları

Siyatik

Omuzdaki kireçlenmeler

Bilek ağrısı (carpal tünel)

Migren ve baş ağrısı

Kol ve bacaklardaki uyuşmalar

Omurga eğrilikleri

Spor sakatlanmaları

Ödem

 Myoterapinin metabolizma üzerindeki etkileri:

Vücutta çok güçlü bir detox etkisi yapar.

Lenfetik sistemi harekete geçirerek vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlar.

Metabolizmayı hızlandırır.

Vücudun esnekliğini  güç ve enerjisini arttırır.

Hormon dengesini düzenler.

Stres seviyesini düşürür.

 Gamze De Lisen kimdir?

Omurga sağlığı, duruş bozuklukları ve kronik ağrı konularında bir uzman Gamze De Lisen. Seanslarında manuel terapi de denilen bir beden çalışması uyguluyor. Anatomi ve insan metabolizması üzerine 8 yıl Avustralya‘da eğitim almış. Uyguladığı tedavi yöntemlerinde, özellikle duruş bozuklukları, spor sakatlanmaları ve sertleşip ağrıya neden olan kasları iyileştirmeye odaklanıyor. Avustralya’nın yanı sıra Tayland ve Tazmanya’ da çalışmalarına ve eğitimlerine devam ederek ağrı odaklı sorunlara holistik yaklaşımda uzmanlaşmış.


gamzelisen@hotmail.com

 

Myoterapi hangi teknikleri kapsıyor? ·         Cupping (bardak çekme)

·         Spor sakatlıklarında kas-eklem-bağ tedavisi

·         Tetik nokta ağrı tedavisi

·         Ameliyat sonrası kas tedavisi

·         Stretching teknikleri

·         Metobolizmayı hızlandıran karın masajı

·         Hamilelik masajı

·         Postür analizi

 

 

 

Bir Myoterapi seansı….1.       Hastanın gelme nedeni olan sorun anlaşıldıktan sonra var olan diğer sağlık sorunları, mesleği, yaşam tarzı ve beslenmesi hakkında da bilgi alınır.

2.      Bedende sadece sorunlu ve ağrılı olan bölgenin üzerinde değil tüm vücut genelinde çalışılarak ağrıya neden olabilecek başka kaynaklar var mı kontrol edilir ve ağrının nedeni tespit edilip  bu sorun üzerinde tedavi uygulanır.

3.      Sonuçta vücut bir bütündür ve probleme bedeni parçalara ayırarak değil de onu bir bütün olarak ele alıp genele bakmak daha doğrudur.

4.      Mayoterapi seansından sonra kaslardan dağılan toksinlerin temizlenmesi için kişiye çok bol su içmesi tavsiye edilir.

5.      Seans sonrası hafif kas ağrılarının ve uykulu bir yorgunluğun olması çok normaldir.

6.      Seans esnasında başlayan iyileşme, farkındalık ve beyin – beden iletişimine yardımcı olmak için tedavi sonrasında ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalıdır.

 

Yediklerimiz ve Hormonlarımız

20/06/2011

İlk olarak şunu belirtmek istiyorum ki, diyet çılgınlığı artık geçmişe aittir. Seksen ve doksanlarda moda olan, karbonhidrat ve yağ içermeyen diyetlerin işe yaramadığını şimdiye kadar anlamış olmamız gerek. Artık gen haritaları, kök hücre araştırmaları ve nutrigenetik (besinlerin genlerimizle bağlantısını inceleyen bilim dalı) gittikçe önem kazanmakta. Kalori hesaplarının ve egzersizin önemini inkar etmiyorum; ama hikaye sadece bunlardan ibaret değil. Üzerinde yeterince durulmayan, ancak hikayenin baş kahramanlarını sizinle tanıştırmak istiyorum. Vücudumuzdan beyne ve beyinden vücudumuza bilgi taşıyan haberciler,

HORMONLARIMIZ!

Ve sürekli konuşulan, yavaşlığından şikayet edilen, hızlandırılmak istenen METABOLİZMA ise hormonlardan farklı bir şey değildir. Aç veya tok olduğumuzu bize hormonlarımız söyler, vücudumuza yiyecekleri depolaması veya yakması gerektiğini onlar söyler. Egzersiz yaparken, diyet yaparken bedenin hangi kaynakları nasıl kullandığını, kilo almayı veya vermeyi kontrol eden de hormonlardır. Kısacası kilonuz hormonlarınızla doğrudan ilişkilidir.
Maalesef biz farkına bile varmadan hormonlarımız, obezite ve hastalıklara yol açan toksin dolu, besin yönünden yetersiz, stresin hükmettiği sistemler- endokrin bozucuların- işgaline uğramıştır. Bu durumda yapılması gereken şey, endokrin bozucuları hedef alarak ortadan kaldırmaktır.
Kalıcı kilo kaybının anahtarı: hormonal denge!
Hormonlarımız, yediklerimiz ve çevremizdeki her şeyden etkilenir. İşlenmiş gıdalardan böcek ilaçlarına, uykusuzluktan aşırı strese kadar. Bir hormonun normal fonksiyonu bozulduğunda, dengesizlik başka bir dengesizliği ve bir sonrakileri doğurur. Sıkça tekrarlanan bu kronik dengesizlikler çok sıkı bir şekilde diyet yapsanız bile sizi şişmanlatır.
Hormon dengenizin bozulduğunu nasıl anlarsınız?

  • Genelde düşük bir enerji seviyeniz mi var?
  • Sürekli üç, beş kilo alıp veriyor musunuz?
  • Ruh halinizde sık sık iniş çıkışlar mı yaşıyorsunuz?
  • Sizi ve etrafınızdakileri deliye çeviren menstural dönemleriniz mi var?
  • Ne kadar diyet ve spor yaparsanız yapın kilo veremiyor musunuz?
  • Aşırı derece soluk ve kırışık bir deriye mi sahipsiniz?
  • Bir türlü geçmek bilmeyen sorunlu bir cildiniz mi var?
  • Uykudan çoğunlukla yorgun mu kalkıyorsunuz?
  • Kilo verdikten sonra her seferinde daha fazla kilo mu alıyorsunuz?

Bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında olup ne olduğunu bulamayanlardansanız, endokrinolojinin (hormonları inceleyen bilim dalı) verdiği bilgilerin yardımcı olabileceğini düşünüyorum.
Aklınıza gelebilecek her türlü vücut fonksiyonu hormonlarımız tarafından kontrol edilir. Her an metabolizmamız vücutta bir denge duyusu sağlamaya çalışır. Vücudumuz etrafındaki sayısız değişkenle etkileşime geçtiğinde, endokrin sisteminiz kan şekerinizi dengelemenize, uyumanıza, yağ yakmanıza yardımcı olan hormonları salgılayarak tepki verir. Bazen bu dış etkenler, normalin dışına çıktığında hormonlarınız ne yapacaklarını bilemez ve vücudun dengesini bulmaya yardımcı olmaya çalışırlar. Ancak, sağlıksız besinler, toksinler ve yoğun stres koşulları altında bu dengelemeyi başarılı bir şekilde yürütemezler. Aşırı tepki vermeye başlarlar. İşte tam da bu noktada sorunlar baş gösterir.
Aşırı stres, karın yağı oluşturan kortisolü etkiler. Çevremizdeki sentetik östrojenler her yerden vücuda saldırır ve testosteronu kandırırlar. Uykusuz geçen geceler, yağ yakan büyüme hormonlarının aşırı düşmesine yol açar. Öğünleri atlamak, açlık hormonu grelinin fırlamasına neden olur. Şekere olan düşkünlük, leptin gibi tokluk hormonlarının çalışmasını durdurur.
Bu sık yaşanan dalgalanmalarla endokrin sistemimiz artık normal dengenin ne olduğunu anlamaz ve yanıt vermeye çalışmayı bırakır. Hipotiroit, leptin direnci ve insülin direnci ortaya çıkar ve bunun sonucunda kilo alırsınız. Bu nedenle yapmanız gereken ilk şey, vücudunuzu tekrar dengelemektir.
Bedeninizdeki dengeyi sağlamak için öncelikli farkına varmanızı istediğim şeyler:

  • Genetik yapısı oynanmış yiyecekleri mutfağınıza kesinlikle barındırmamalısınız. Tüm anti besin maddeleri, işlenmiş toksik gıdalar, içlerinde kimyasal barındıran, doğal olmayan her şeyden kurtulun.
  • Bedeninizin ihtiyaç duyduğu, tam, taze besinleri hayatınıza sokun. Hormon sistemini olumlu etkileyen, yağ yakan hormonları tetikleyen, yağ depolayan hormonları azaltan besin gruplarını almaya dikkat edin. Bu besinler aynı zamanda kas yapar, cildi yumuşatır, enerjiyi arttırır. Kanser ve kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, diyabet ve bunun gibi daha birçok rahatsızlığın önlenmesine destek olur.
  • Öğün saatlerini ve porsiyon miktarınızı dengelemelisiniz. Bu, kalori hesabı yaparak değil, gün içinde açlık veya aşırı iştah duymadan, kan şekeri dengenizi ve enerjinizi koruyacak şekilde olmalı.
  • Metabolizmayı onarmak, sadece beslenmeyi düzenlemekten ibaret değildir. Çevrenin ve yaşam tarzının hormonlarımız üzerinde büyük etkisi vardır. Su, ev, araba, hava, kullandığınız ürünler- aklınıza ne gelirse, barındırdıkları kimyasalların sizi şişmanlattığına inanabiliyor musunuz? Çevremizdeki endokrin bozucuları kaldırarak detoksa devam etmeliyiz.
  • Yiyecek sektörü, endüstriyel çiftçilikten, böcek ilacı kullanımı ve aşırı işlemeye kadar yiyeceklerimizin besin değerlerini yok etmekte. Ancak metabolizmanın tam gücüne erişmesi için, yiyecek sektörünün öldürdüğü besin maddelerine ihtiyacı vardır.
  • Dinlenme ve rahatlamanın hormon dengesi üzerinde büyük etkileri vardır. Diyet uyguluyor olabilirsiniz, fakat stresliyseniz veya uykusuzluk çekiyorsanız, istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz.

Gamze De Lisen

Editoröün notu: Alternatif Tıp sitesine yayınlanan Gamze arkaşımız yazının burara da yer almasını istedi.