Çocuklu Ailelerle Haziran Kampı – 2012

11/03/2012 by

Üç ve altı yaş grubundaki çocuklu aileler için 16 – 23 Haziranda  PATİKA’da bir dinlence…

Büyük şehirlerde, teknolojiyle örülü, cansız  hayatlar süren anne babalar! Biraz uzaklaşıp çocuklarınız ile PATİKA’ da doğanın kucağında, sakin, üretken bir dinlenceye ne dersiniz? Bu dinlencede,  çocuklarımız ve kendimiz için hızlı modern yaşamın içinde yapabileceğiniz değişiklikleri  öğrenebilir, sabahları yoga derslerine katılabilir,  çocuklarınız için oyuncaklar üretebilir, ekmek yapabilir, öğlenden sonra çamların arasından yürüyerek Faralya Koyun’da denize girebilirsiniz. Çocuklarınızın okul öncesinde elleri gözleridir ve doğal hareket etmeye teşvik edilmeleri gerekir. Gelin, bedene ve ruha şifa niyetine kurulan, hoş sohbetli soframızı birlikte paylaşalım , çocuklarımız ve kendimiz için yaşamımızda farklı seçeneklerimizin olduğunu birlikte keşfedelim.

Patika’da  yapılacak olan bu kampta Meral Geylani Waldorf eğitim pedagojisini yansıtan çalışmalarını sizinle paylaşacak.  Birlikte örgü oyuncaklar örüp tahta oyun malzemeleri yapılacak, şarkılar söylenecek. Sabah yoga derslerinin dışında, ekolojik yaşamla ilgili sohbetler yapılıp, patika projesinin gelişimine katkıda bulunan permakültür hakkında bilgi verilecek.

Meral Geylani Kimdir?

İstanbul’da sıkı komşuluğun olduğu Anadolu Hisarı tepelerinde doğanın içinde oyunlarla bir çocukluk geçirdim. Bu, yaşamımda doğa ile bağlantımı, çocukların bugünkü doğa- yaşam bağlantılarına ve en önemlisi çocuğun çocuk olma haklarına yakından bakmamı sağladı. Normal liseden tasdiknamemi aldığım yıl babamım işi nedeni ile Taşındığımız Tatvan’da o yıl açılan beş öğrencili Kız Meslek Lisesine başlamam olumlu şekilde yaşamımı tamamen değiştirdi. Daha sonra yetenek sınavı ile kazandığım Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Şimdiki Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi)nu bitirip 1984 yılından itibaren yedi yıl Erkek Teknik eğitimde Meslek Lisesinde bölüm Öğretmenliği yaptım. 1991 yılında bir davet üzerine Yeni Zelanda’ya gittim. Yeni Zelanda’da Özel eğitim alanında 1995 yılından itibaren çalışmaya başladım. Yeni Zelanda Hükümeti Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, farklı eğitim ihtiyacı olan çocuklar ile özel eğitimci olarak çalışmaya başladım. 1999 yılında Özel eğitime ihtiyacı olan çocuk ve yetişkinlerin yaşadığı Hohepa Yaşam köyünde üç yıl yaşadım ve çalıştım. Aynı yıl Community Counselling (Toplum rehberliği)  sertifikası aldım. Hohepa köyünün özel pedagojik felsefesi (Şifalı pedagojiyi içine alan Dünyada birçok örneği olan Camphill benzeri yaşam Köyü)  Waldorf /Steiner eğitimi ile bağlantısı vardır.2002 yılında İngiltere, Kuzey İrlanda’da Camphill yaşam köylerinde, Türkiye’de de bir rehabilitasyon merkezinde gönüllü olarak çalıştım. 2003 yılında Yeni Zelanda’ya döndükten sonra Steiner/Waldorf öğretmen eğitim diploması aldım ve Waldorf Kindergarten’ında yaptığım stajdan çok etkilenerek okul öncesi öğretmeni olmaya karar verdim. Daha sonra Yeni Zelanda’da okul öncesi öğretmenlik diploması aldım aynı zamanda Waldorf pedagojisi esaslı bir kreşte çalıştım. 2005 yılından itibaren Türkiye’de Waldorf eğitimi konusunda 18 Mart Üniversitesinde, Marmara Üniversitesinde, Akdeniz Üniversitesinde, Özel okul öncesi derneklerinde, Özel ve devlet anaokullarında, Alternatif Eğitim derneğinde seminerler ve atölye çalışmaları verip bilgilerimi paylaştım. 2010 yılı yazında Erol Benjamin Scott’un kurduğu Patika Projesi kapsamında PATİKA çiftliğinde Waldorf esaslı anne- baba- çocuk kampını oluşturduk. İnanıyorum ki çocuğun çocuk olma hakkını ve doğa ile olan bağlantısını korumak isteyenler bir araya gelirse çocuklarımızın bugünü ve yarını için bir şeyler yapabiliriz.

Patika’da Konaklama:

– Taş binadaki odalardan duşu tuvaleti içinde olan odalarda kişi başı bir günlük kalış 95 TL.

– Duşun tuvaletin içinde olan ahşap odalarda kişi başı bir günlük kalış 75 TL.

– İçinde yataş tipi yatakların olduğu yüksek çadırlarda bir günlük kişi başı 40 TL.

– Çocuklardan günlük 20 TL alınmaktadır.

Bu fiyatlara sabah, öğlen ve akşam yemekleri, bitki çayları, yetişkinlere yoga dersleri ve çocukların etkinliklere katılması dahildir.

Patika hakkında biraz bilgi:

Patika, Fethiye’nin Faralya köyünde deniz ve ormanla kucaklaşmış bir coğrafyada yer alıyor. Yürüyüş mesafesindeki Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu ziyaretçilerin en işlek yürüyüş parkuru. Sabahları yogayla başladığımız güne dileyenler tarihi Likya Yolu patikalarını da keşifle devam edebilir, ya da orman içinden sessizce uzanan patikadan 10 dakika yürüyerek denize kavuşabilirler.

Konaklama için Patika sakinlerinin kendi elleriyle yaptıkları, içinde duşu ve tuvaleti olan taş odalardan çadırlara kadar çeşitli konaklama seçenekleri mevcut. Yerel ürünlerin kullanılmaya çalışıldığı, vejeteryan ağırlıklı, sağlıklı ve lezzetli yemekler de sizi bekliyor… Organik tarım yapılan 5 dönümlük alanda, yoga kamplarından çocuk kamplarına kadar pek çok etkinliğin yer aldığı patika projesiyle ilgili özet bilgiye https://patikayolculari.wordpress.com/patika/ den fotoğraflarla birlikte daha fazla bilgiye ise http://www.patikadayolculuk.com dan ulaşabilirsiniz.

Diğer Bilgiler:

– Anne babaların beraber katılmasını istediğimiz kampımızda yetişkinlerin katılabileği sabroahları yoga dersleri olacaktır. Daha fazla bilgi için Erol Scott’tan telefonla (533 650 80 70) ya da patikafaralya@yahoo.com dan e-posta gönderebilirsiniz.

–Kampın içeriği ile ilgili her türlü sorunuz için  meralgeylani@hotmail.com e-posta atabilirsiniz.

– Rezervasyonunuzun gerceklesmesi icin 300 TL yatırılması gerekmektedir.

–Konaklama, rezervasyon ve Patika ile ilgili bilgiler için Erol Scott’tan telefonla (533 650 80 70) ya da patikafaralya@yahoo.com dan e-posta gönderebilirsiniz.

– Ulaşım için https://patikayolculari.wordpress.com/2010/10/09/patikaya-ulasim  bilgi alabilirsiniz ek bilgi için bizi arayın.

–Yanınızda yoga matınızın dışında getirmek isteyeceklerinizle ilgili bilgileri aşaığdaki linkten alabilirsiniz:(http://www.patikadayolculuk.com/sikca-sorulan-sorular.html)

Reklamlar

Elementlerin Simyası (Eylül 2012)

02/03/2012 by

Elementlerin Simyası–Yoga, Ayurveda ve Daoism’ın kadim bilgileği ile gençleşin ve yenilenin.
5 Günlük İnziva ve Atölye, 5-9 Eylül, 2012 @ Patika, Fethiye

Fiyat: 350TL (+ konaklama)

Yoga, Ayurveda ve Çin Tıbbı, sağlık, denge ve Ben bilgisini sağlamayı ve sürdürmeyi amaçlayan kadim enerji bilimi sistemleridir. Hepsinin merkezinde, doğa ve insanoğlu arasında temel bir ilişki olduğu fikri vardır. Evrendeki her şey enerjiden (prana / qi veya shakti) oluşur ve enerji, soyut olan ruhdan somut olan bedene kadar yaradılışın farklı tabakalarını beş element aracılığıyla yaratır. Elementler, üç büyük prensip olarak bilinen hareket, dönüşüm ve yapı veya bedende Vata, Pitta ve Kapha tarafından yönetilir. Bunlar durağan değildir, günün biyoritmine, mevsimlere, yediğimiz yiyeceklere ve duygusal deneyimlerimize bağlı olarak sürekli değişmektedir.

Yaşamımız bütünüyle, bize her düzeyde işlevselliğimizi kazandıran, canlılık, his ve farkındalığı bahşeden prana/qi yada Shakti’ye bağlıdır. Prana, tüm yaradılışı, doğum ve ölüm süreçlerini, karmanın açılımı ve etkilerini ve akıl, duygular ve hislerin hareketlerini yönetir. Eğer sağlıklı ve mutluysak, bunun sebebi pranamızın yeterli ve akışının ahenk içinde olmasıdır; pranamız zayıf veya akışı ahenksiz ise, mutsuz oluruz ve sağlığımız bozulur.

Bu 5 günlük atölye deneyiminde, kadim beş büyük element ve prana kavramlarını inceleyeceğiz. Gerçekten simyevi bir metodla onları nasıl geliştireceğimizi öğreneceğiz – AyurYoga, Qi Gong, Ayurvedik beslenme ve Tantrik meditasyon pratikleriyle– yalnız sağlığımızı, dengemizi ve zindeliğimizi geri kazanmak için değil, aynı zamanda doğayla ve etrafımızdaki dünyayla yepyeni bir ilişki ve bağ kurmak için.

Çarşamba: VARIŞ
17.00-19.00 Hoşgeldiniz Konuşması: Prana/çi’nin temel kavramlarına, enerji beden, elementler & organlar’a giriş.
19.30 Akşam Yemeği
20.30 Sosyalleşme

Perşembe: TOPRAK / SU (Koku / Tat)
7.00-9.00 AyurYoga: Toprak / Su pratiği
10.00-12.30 Temeller—Sankhya Felsefesi, Elementler, Gunalar
13.00 Öğle Yemeği
17.00-19.00 İçe dönük aromaterapi
19.30 Aksam Yemeği
20.30 Film: Ayurveda–The Art of Being.

Cuma: ATEŞ/AĞAÇ (Görü)
7-9.00 AyurYoga: Ateş Pratiği
10-12.30 Eğitim: Ateş; Agni-Sindirim Alevi;
13.00 Öğle Yemeği
17-19.00 Yürüyüş ve Elementlerin idrakı meditasyonu
19.00 Agni Hotra – Vedik Ateş Seremonisi (Günbatımı)
20.00 Akşam Yemeği

Cumartesi: HAVA / ETER (Ses / Dokunma)
7.00-9.00 AyurYoga: Hava / eter + pranayama / meditasyon
10-13.00 Eğitim: Hava, eter; yiyeceklerde prana
13.00 Öğle Yemeği
17-19.00 Prana/qi’yi geliştirmek; kendi kendine meridyen terapisi
19.30 Akşam Yemeği

Pazar
7.00-9.00 AyurYoga
10-12.00 Kapanış & Soru – CevapAtölye Süresince Seçmeli:

Dr. Onur Aydınoğlu ile 14:00-17:00 arası Bireysel Özel Meridyen Terapisi Seansları (60 dk. 90TL) Lütfen önceden yerinizi ayırtın.

TAKIMIMIZ

Ulli Allmendinger, MSc Ayurveda, RYT (Yoga Alliance), Ayurvedik yemek yapma, Ayurvedik beslenme ve AyurYoga Terapisi tutkunu bir Ayurvedik danışman, fitoterapist ve yoga terapistidir.

Ayurveda öğrenimini, 2003 yılından beri Amerika ve Hindistan’da Dr. Subhash Ranade, Dr. Avinash Lele, Dr. Robert Svoboda ve  Dr. Vasant Lad gibi ünlü öğretmenler ile sürdürmüştür. Ulli, New Mexico’daki Ayurveda Enstitüsü’nde Dr. Lad’ın iki senelik programını bitirmesinin yanında, Ayurvedik Bilimler üzerine yüksek lisans öğretimini de Florida’daki IVHU’da tamamlamıştır. Bunların yanı sıra, Hindistan’ın Udupi kentinde bulunan SDM Ayurveda Koleji’nin toksikoloji bölüm başkanı Dr. G. Shrinivasa Acharya ile İleri Seviye Ayurvedik Bitkisel Tedavi ve Panchakarma eğitimini de sürdürmüştür.

Ulli, 2001’den bu yana büyük bir özveriyle Yoga çalışmalarını devam ettirmektedir. New York’ta, yoga türlerinden, sırasıyla Ashtanga, Hatha, ve Yin’e   yoğunlaştıktan sonra 2007’de ilk yoga eğitmenliğiyle ilgili öğrenimini, Washington eyaletinin Seattle kentinde 8 Limbs Yoga Merkezi’nde tamamlamıştır. Son olarak, AyurYoga eğitimini, Ayur Yoga’nın  Amerika’daki öncülerinden olan Betheyla ve Chitra Giauque ile bizzat çalışarak tamamlamıştır. Ulli, AyurYoga’da kendi benliğiyle son derece uyuşan bir sistem bulmuştur.  Bulduğu tüm disiplinler birbirleriyle sinerjik uyum ve tamamlayıcı özellikler gösterir ve bütünsel bir yaklaşım oluştururlar.

New York’ta başarılı bir gazetecilik hayatını geride bırakmasına rağmen düzenli olarak, Light On Ayurveda Journal (LOAJ) gibi Ayurveda ile ilgili yayınlara katkıda bulunmaktadır. Sattva, Ayurvedic Energy Snacks for Body & Soul isimli yemek kitabını yayınlamıştır. Kişiye özel hayat tarzı, diyet ve bitkisel şifa danışmanlığı yapmasının yanı sıra, AyurYoga terapisi, Ayurvedik beslenme ve yemek yapımı üzerine Heal İstanbul’da seminerler de vermektedir. Daha fazla bilgi almak için www.healistanbul.com.

Dr. Onur Aydınoğlu, DAOM

Dr. Onur Aydınoğlu, Geleneksel Çin Tıbbı eğitimini, ABD’nin Washington eyaleti, Seattle şehrinde bulunan, Bastyr University’de aldı.  Toplam 6 yıl süren eğitim sürecinde, önce Akupunktur ve Geleneksel Çin Tıbbı Bilim Mastır diplomasını (Master of Science in Acupuncture and Traditional Chinese Medicine), daha sonra da, aynı alanda Doktora diplomasını kazandı (Doctorate in Acupuncture and Oriental Medicine).

Eğitimi dahilinde, temel Batı tıp bilimlerinin yanı sıra, Geleneksel Çin Tıbbı felsefe ve teorisi, akupunktur, bitkisel tıp (fitoterapi), taiçi ve çigong enerji ekzersizleri eğitmenliği ve çigong meridyen terapisi alanlarında uzmanlık kazandı.  Doktorası sırasında, Dr. Aydınoğlu özellikle kanserin Geleneksel Çin Tıbbı ile destekleyici tedavisi yönünde, çok miktarda klinik uygulamada bulunup, bilimsel araştırmalara katılmıştır.   Onur Aydınoğlu, eğitiminden sonra , bir yandan New Mexico Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin, entegre tıp merkezinde (UNM Center For Life) uzman doktor, bir yandan da Southwest Acupuncture College’da eğitim görevlisi olarak hizmet verdi. Bastyr Üniversitesi’ndeki eğitiminin ötesinde, Dr. Kowei Kowahara ile Klasik Japon Meridyen Terapisi, Dr Richard Tan ile Master Tung’ın Meridyen Dengeleme Metodu, Thea Elijah ile sufist tasavvuf ile Çin felsefesini birleştiren, Beş Element Bitkilerin Ruhu ve Beş Element Noktaların Ruhu eğitimlerini, Grandmaster Mintang Xu, Dr. Chongyun Liu, Dr. Boonchai Apichai, Prof. Chen Hui Xian ve Dr. Richard Barlett ile taiçi, çigong ve enerji tıbbı eğitimlerini sürdürdü.

Eşi Ulrike Allmendinger ile 2011 yılında ülkesine geri dönen Dr. Aydınoğlu, doğup büyüdüğü İstanbul’da, Heal İstanbul—Doğu Şifa Sanatları Merkezi’ni hayata geçirmiş olmanın heyecanını yaşamaktadır.  Daha fazla bilgi almak için www.healistanbul.com.

Konaklama Ücreti:

* Taş binadaki odalardan çift kişilik yatakları olan duşu tuvaleti içinde olan odalarda bir günlük tek kişinin kalışı 95 TL.

* Duşu tuvaletin içerde olduğu taş binadaki paylaşımlı odalarda bir günlük fiyat 75 TL. Tek başına kalmak isteyenler 25 TL ek ücret ödeyebilirler.
* Duşu tuvaletin içinde olduğu paylaşımlı ahşap evlerde 50 TL
* Çadırlarda bir akşam kalış tek kişi 40 TL. Kendi çadırını ve tüm malzemelerini getirenler 30 TL.
 
Patika hakkında biraz bilgi

Patika, Fethiye’nin Faralya köyünde deniz ve ormanla kucaklaşmış bir coğrafyada yer alıyor. Yürüyüş mesafesindeki Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu ziyaretçilerin en işlek yürüyüş parkuru. Sabahları yogayla başladığımız güne dileyenler tarihi Likya Yolu patikalarını da keşifle devam edebilir, ya da orman içinden sessizce uzanan patikadan 10 dakika yürüyerek denize kavuşabilirler.

Konaklama için Patika sakinlerinin kendi elleriyle yaptıkları, içinde duşu ve tuvaleti olan taş odalardan çadırlara kadar çeşitli konaklama seçenekleri mevcut. Yerel ürünlerin kullanılmaya çalışıldığı, vejeteryan ağırlıklı, sağlıklı ve lezzetli yemekler de sizi bekliyor… Organik tarım yapılan 5 dönümlük alanda, yoga kamplarından çocuk kamplarına kadar pek çok etkinliğin yer aldığı patika projesiyle ilgili özet bilgiye https://patikayolculari.wordpress.com/patika/ den fotoğraflarla birlikte daha fazla bilgiye ise www.patikadayolculuk.com dan ulaşabilirsiniz.

Diğer Bilgiler

–Kurs içeriği ile ilgili her türlü sorunuz için  ulliall@yahoo.com a e-posta atabilirsiniz.

– Rezervasyonunuzun gerceklesmesi icin deposito olarak kisi basi 150 TL yatirilmasi gerekmektedir.

– Ödemelerin geri kalanı kursun başlangıcında nakit olarak alınmaktadır.

–Konaklama, rezervasyon ve Patika ile ilgili soruları Erol Scott’tan telefonla (533 650 80 70) ya da patikafaralya@yahoo.com dan e-posta göndererek öğrenebilirsiniz .

– Ulaşım için https://patikayolculari.wordpress.com/2010/10/09/patikaya-ulasim  bilgi alabilirsiniz ek bilgi için bizi arayın.

–Yanınızda yoga matınızın dışında (bizde yoga matları da bulunmaktadır)  getirmek isteyeceklerinizle ilgili bilgileri aşaığdaki linkten alabilirsiniz:(http://www.patikadayolculuk.com/sikca-sorulan-sorular.html)

Aslı Özeker ile Yoga&Pilates Kampı

28/02/2012 by

Aslı Özeker

Şehir yaşamı üzerimizde çok fazla gerginlik ve baskı oluşturuyor..Bu yaz kendinize ve bedeninize harika bir hediye verin.

Tüm yılın yorgunluğunu üzerinizden atıp hafifleyebileceğiniz, zihninizi ve bedeninizi tazeleyip yenileyeceğiniz kampımız

14-17 temmuz tarihleri arasında Faralyanın cennet gibi doğasında, çam ormanlarının ve Akdenizin buluştuğu noktada yer alan Patikada…

Şehrin gürültüsü ve kirliliğinden uzakta, hem keyifle doğanın içinde farklı bir tatil deneyimi yaşarken,

hemde yoga ve pilates çalışmalarıyla bedenimizi ve zihnimizi güçlendirip, canlandıracağız.

Yoga ve pilates eğitmeni Aslıhan Özeker ile sabahları doğanın uyanışıyla güne yogayla başlayıp, bedenimizi uyandıracağız.

Akşamları pilates çalışmalarıyla bedenimizi esnetip güçlendireceğiz..Her gün düzenli yoga ve pilates yapmanın avantajını kullanarak

hem güçlenecek hem de esneyerek bedeninizi keşfetmenin keyfini yaşayacaksınız…

Sabah uygulaması 09:00-11:00 farklı vinyasa serileri ve restoratif yoga uygulamalarıyla bedenimizle daha derin bir ilişki kurmayı araştıracağız.

Akşam Uygulaması 17:30-19-30 pilates ve yogilates ile bedenin gücünü ve sınırlarını deneyimleyip, enerjimizi arttıracağız..

günün geri kalan kısmında doğa içinde yürüyüşler yapabilir, denize girip güneşlenebilir, kitabınızı alıp bir köşeye çekilebilir, dinlenebilir,

yeni insanlarla tanışıp sosyalleşebilir, yada uyuyabilirsiniz..Patikanın doğal ve leziz yemekleriyle, günlük yoga ve pilates pratiğinizle bedenizi, ruhunuzu, zihnizi dinlendirip, ışıldayabilirsiniz…

*Aslıhan Özeker hakkında : http://aslihanozeker.com/

Ücretler:

* Kurs fiyatı 250 TL ve buna ek olarak konaklama.

* Taş binadaki odalardan çift kişilik yatakları olan duşu tuvaleti içinde olan odalarda bir günlük tek kişinin kalışı 95 TL.

* Duşu tuvaletin içerde olduğu taş binadaki paylaşımlı odalarda bir günlük fiyat 75 TL.
* Duşu tuvaletin içinde olduğu paylaşımlı ahşap evlerde 50 TL
* Çadırlarda bir akşam kalış tek kişi 40 TL.
* Kendi çadırını ve tüm malzemelerini getirenler 30 TL.
 
Patika hakkında biraz bilgi

Patika, Fethiye’nin Faralya köyünde deniz ve ormanla kucaklaşmış bir coğrafyada yer alıyor. Yürüyüş mesafesindeki Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu ziyaretçilerin en işlek yürüyüş parkuru. Sabahları yogayla başladığımız güne dileyenler tarihi Likya Yolu patikalarını da keşifle devam edebilir, ya da orman içinden sessizce uzanan patikadan 10 dakika yürüyerek denize kavuşabilirler.

Konaklama için Patika sakinlerinin kendi elleriyle yaptıkları, içinde duşu ve tuvaleti olan taş odalardan çadırlara kadar çeşitli konaklama seçenekleri mevcut. Yerel ürünlerin kullanılmaya çalışıldığı, vejeteryan ağırlıklı, sağlıklı ve lezzetli yemekler de sizi bekliyor… Organik tarım yapılan 5 dönümlük alanda, yoga kamplarından çocuk kamplarına kadar pek çok etkinliğin yer aldığı patika projesiyle ilgili özet bilgiye https://patikayolculari.wordpress.com/patika/ den fotoğraflarla birlikte daha fazla bilgiye ise www.patikadayolculuk.com dan ulaşabilirsiniz.

Diğer Bilgiler

– Bu kampa herkes katılabilir.

–Ders içeriği ile ilgili her türlü sorunuz için  asliozeker@hotmail.com e-posta atabilirsiniz.

– Rezervasyonunuzun gerceklesmesi icin kisi basi 150 TL yatirilmasi gerekmektedir.

– Ödemeler nakit olarak alınmaktadır.

–Konaklama, rezervasyon ve Patika ile ilgili soruları Erol Scott’tan telefonla (533 650 80 70) ya da patikafaralya@yahoo.com dan e-posta göndererek öğrenebilirsiniz .

— Ulaşım için https://patikayolculari.wordpress.com/2010/10/09/patikaya-ulasim  bilgi alabilirsiniz ek bilgi için bizi arayın.

–Yanınızda yoga matınızın dışında getirmek isteyeceklerinizle ilgili bilgileri aşaığdaki linkten alabilirsiniz:(http://www.patikadayolculuk.com/sikca-sorulan-sorular.html)

Kate Beckel ile Yoga Kampı

21/02/2012 by

Kate Beckel

2 – 6 Haziran tarihleri arasında içsel patikalarınızı Kate’in rehberliğinde keşfetdin Patanjali’nin 2000 yıllık öğütleriyle binlerce yıllık Likya Yolu’nda sizi bekliyoruz.

Bes Niyama: Patanjali’nin sekiz kollu yoga sisteminin ikinci kolu Niyamalar beş içsel uygulama içermektedir. Bu uygulamalar, yogi’nin içsel durumu, zihni ve ruhunu inceleyerek, ilk kolda – Yama – sunulmuş olan etik uygulama kurallarının genişletilmiş halini vermektedir. Niyama uygulaması, içsel gelişim sağlamamız için gerekli olan pozitif çevremizi korumamızı sağlar ve bize Yoga yolculuğumuz boyunca gerekli olan kişisel disiplin ve içsel gücü sağlar.
….
Patanjali’nin yoga sutraları, kişinin kendisine ve dışarıya karşı tutumunu belirleyen prensipler sunar. Yamalar, çevreye ve diğer insanlara, niyamalar ise kişinin kendiyle ilişkisine yönelik etik davranışlardır. Bunların uygulanması insanın acı çekmesini engeller. Yama niyamalara kural ve zorunluluk demek çok doğru değil. Uygularsan rahat edersin, prensipleri demek daha doğru. Yoga, iyi ve acı çekmeksizin yaşamak için bir reçete sunmaz ama pratikte, kişinin alışkın olduğu davranış, tutum ve bunların sonucuna bakma sürecidir (Desikachar, The Heart of Living Yoga). Yama niyamalar, kendimiz ve toplumla ilişkilerimiz için tavsiyelerdir. 8 kollu aştanga yoganın kollarından ikisidir (Diğerleri, asana, pranayama, pratyahara, dharana, dhyana, samadhi).

Kate Beckel:
Kate öncelikle şu anda İstanbul’da yoga öğretmekten onur duyuyor.Yoga ile10 yıl önce Newyork’ta Jivamukti Yoga ile tanıştı. Sonra Hong Kong da yüce felsefesi, sade hiza prensipleri ve öğretisi ile Anusara Yoga’ya tutuldu. Patrick Creelman, Criss Chavez, Jules Febres, Shelle Jackson and Tias and Surya LIttle, and Sarah Powers etkilendiği hocalardan öne çıkanlar(birlikte çalıştığı pek çok kişi var). Aynı zaman da Anusara Yoga’nın kurucusu John Frend ve Ross Rayburn’den Terapatik Yoga, Jonathan Urla’dan Yogalates eğitimleri aldı. Müzik eşliğinde ki derslerinin eğlenceli olduğu kadar ilgi çekici de olduğunu umuyor. Dersler bazen akış bazense eğitici odaklı,; her iki şekilde de nefes odaklı çalışmayı teşvik ederek ,açıklıkla bedeni ve benliği araştırmaya yönlendiriyor. Farkındalık, aşk ,minnet ve şefkat hisleriyle tecrübe edilen yoga uygulamasının sağlıklı beden ve zihin için şifalı bir yol olduğuna inanıyor.

Kurs ve Konaklama Ücreti:

* Kurs ücreti 250 TL dir.

* Taş binadaki odalardan çift kişilik yatakları olan duşu tuvaleti içinde olan odalarda bir günlük tek kişinin kalışı 75 TL.

* Duşu tuvaletin içerde olduğu taş binadaki paylaşımlı odalarda bir günlük fiyat 60 TL.

* Duşu tuvaletin içinde olduğu paylaşımlı ahşap evlerde 50 TL

* Çadırlarda bir akşam kalış tek kişi 40 TL. Kendi çadırını ve tüm malzemelerini getirenler 30 TL.

Patika hakkında biraz bilgi

Patika, Fethiye’nin Faralya köyünde deniz ve ormanla kucaklaşmış bir coğrafyada yer alıyor. Yürüyüş mesafesindeki Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu ziyaretçilerin en işlek yürüyüş parkuru. Sabahları yogayla başladığımız güne dileyenler tarihi Likya Yolu patikalarını da keşifle devam edebilir, ya da orman içinden sessizce uzanan patikadan 10 dakika yürüyerek denize kavuşabilirler.

Konaklama için Patika sakinlerinin kendi elleriyle yaptıkları, içinde duşu ve tuvaleti olan taş odalardan çadırlara kadar çeşitli konaklama seçenekleri mevcut. Yerel ürünlerin kullanılmaya çalışıldığı, vejeteryan ağırlıklı, sağlıklı ve lezzetli yemekler de sizi bekliyor… Organik tarım yapılan 5 dönümlük alanda, yoga kamplarından çocuk kamplarına kadar pek çok etkinliğin yer aldığı patika projesiyle ilgili özet bilgiye https://patikayolculari.wordpress.com/patika/ den fotoğraflarla birlikte daha fazla bilgiye ise www.patikadayolculuk.com dan ulaşabilirsiniz.

Diğer Bilgiler

–Ders içeriği ile ilgili her türlü sorunuz için  lisengamze@gmail.com e-posta atabilirsiniz.

– Rezervasyonunuzun gerceklesmesi icin kisi basi 150 TL yatirilmasi gerekmektedir.

– Ödemeler nakit olarak alınmaktadır.

–Konaklama, rezervasyon ve Patika ile ilgili soruları Erol Scott’tan telefonla (533 650 80 70) ya da patikafaralya@yahoo.com dan e-posta göndererek öğrenebilirsiniz .

– Ulaşım için https://patikayolculari.wordpress.com/2010/10/09/patikaya-ulasim  bilgi alabilirsiniz ek bilgi için bizi arayın.

–Yanınızda yoga matınızın dışında getirmek isteyeceklerinizle ilgili bilgileri aşaığdaki linkten alabilirsiniz:(http://www.patikadayolculuk.com/sikca-sorulan-sorular.html)

GDO Nedir? Nasıl Yapılır? Neden Korkulur?

17/02/2012 by

Çok tartışılan ancak anlaşılması zor bir şey GDO. Bu sebeple bu yazımda bunun ne olduğunu, olabildiğince anlaşılabilir bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Temel olarak kısaca şu iki tanımı yapalım:

Genetik değişim (GD) modern biyoteknoloji teknikleri kullanarak bitki veya hayvan gibi bir organizmanın genlerini değiştirmektir. Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) genetik değişim yolu ile farklılaştırılan bir bitki, hayvan ya da diğer bir organizmadır. GD, geleneksel ıslah teknikleri ile yapılamayacak yollardan bir organizmanın genlerini değiştirebilir.

Benim birçok kişiye sorup doğru düzgün cevap alamadığım bir soru var:

Gen nerededir?

Evet sürekli bahsedilen, genetik bilgiyi de taşıyan bu çok önemli/gerekli şey gen nerededir ve nedir?

Bunu açıklamak için gelin büyükten küçüğe gidelim, temel biyoloji bilgilerimizi tazeleyelim:

Organizma: Canlı bir varlığı oluşturan organların tümüne denir. Örneğin insan organizması, kurbağa organizması, Elma ağacı organizması (ağacın bütünü)

Sistem: Aynı amaç için bir yapı sisteminde çalışan organların bütünüdür. Örneğin insan sindirim sistemi, kurbağa solunum sistemi, Elma Ağacı kök sistemi

Organ: Canlı bir vücuttaki dokuların bir araya gelerek anatomik ve işlevsel bir bütün oluşturduğu, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş vücut bölümüne organ denir. Örneğin insan midesi, kurbağa akciğeri, elma meyvesi

Doku: Organları meydana getiren, şekil ve yapı bakımından benzer olup, aynı vazifeyi gören, birbirleriyle sıkı alâkaları olan aynı kökten gelen hücrelerin topluluğudur. Örneğin insan mide bağ dokusu, akciğer zarı, elma epidermis dokusu

Hücre: Bir canlının yapısal ve işlevsel özellikleri gösterebilen en küçük birimidir. Hücreler bir araya gelerek dokuları oluşturur.

Hücre, diğer yukarıdakilerden farklı olarak kendi başına da bir canlıdır.

Gelin şimdi hücrenin resmine bakıp genin ne ve nerede olduğuna buradan bakalım:

Resim 1: Teorik bir canlı hücrenin, teorik çizimi.

Evet, genin nerede olduğunu bulmak üzereyiz. Az kaldı.

Hücre bölünerek çoğalır. Yukarıdaki resimde gördüğünüz çekirdekçik, kromatin ipliğin yoğunlaşmış şeklidir. Bunlar hücre bölünmesi anında kısalıp, kalınlaşarak belirginleşir ve kromozom adını alırlar. Kromozom sıkışmış DNA’ dır. Görevleri, hücrenin yönetimini ve kalıtımı sağlamaktır. Her canlı türünde belli sayıda olup, zamanla değişmez.

Normal zamanda kromatin iplikçikleri halinde çekirdek içerisinde bulunan DNA, hücre bölünmesi sırasında sıkışarak kromozom şeklinde eşlenmiş hale gelir. Bir çizim ile anlatacak olursak:

Resim 2: Teorik bir canlı hücrenin, teorik bir kromozomunun teorik olarak çizimi ve DNA sarmalı.

DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) : Tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir.

İşte bir organizmanın nasıl oluşup nasıl işleyeceğinin tüm bilgisi bu DNA zinciri içerisindedir. Gen ise sözlük anlamı ile,

Gen: Bir kromozomun belirli bir kısmını oluşturan dizidir. (Yani kromozom üzerinde bir bölgedir)

Resim 3: Gen(ler)in nerede olduğunun basit tarifi

Yani gen kromozomun ya da DNA zincirinin uzun ya da kısa olabilen bir parçasıdır ve her bir gen organizmanın oluşumu veya işleyişi ile ilgili bir bilgi taşır. Kimi zaman organizmanın belirli bir özelliğinin bilgisi tek bir gen tarafından belirlenirken kimi özellikler birden çok gen tarafından belirlenebilir.

İşte bu noktadan sonra işler daha da karmaşıklaşıyor. Bir genin, bir canlının hangi özelliklerini yönettiğini ya da bir özelliğin bilgisinin hangi genlerde olduğunu bilmek çok zor. Örneğin insanlarda göz rengi:

İnsanlarda Göz Renginin Genetik Durumu

“Önceleri bilim adamları insanın göz rengini sadece bir çift genin belirlediğini düşünüyorlardı. Dolayısıyla bu düşünceye göre kahverengi göz dominant (baskın), mavi ise resesif (çekinik) olarak tanımlanmıştı. Günümüzdeyse artık bu düşüncenin doğru olmadığı, göz rengini belirleyen mekanizmanın daha karışık olduğu ve en az üç farklı gen tarafından kontrol edildiğini biliniyor. Bu genlerden ikisi 15. kromozom (bey 1 ve bey 2 genleri) biri ise 19. kromozom (gey geni) üzerinde bulunuyor. Bey 1 geni kahverengi göz rengi koduna, bey 2 geni kahverengi ve mavi göz rengi kodlarına (kahverengi ve mavi aletler), gey geni ise mavi ve yeşil göz rengi kodlarına (mavi ve yeşil aleller) sahip.

Her ne kadar bu bilgiler mavi yeşil ve kahverengi göz renginin genetik geçişini açıklasa da, diğer göz renklerinin nasıl oluştuğunu veya mavi göz rengine sahip ebeveynlerden nasıl olup da kahverengi göz rengine sahip çocukların doğduğu açıklanamıyor. Bu da henüz daha kanıtlanamamış ve göz renginin belirlenmesi mekanizmasında görev yapan başka genlerin de olabileceği mesajını veriyor.”

Burada vurgulamak istediğim asıl nokta, bırakın bir bitkinin ya da hayvanın genetiği değiştirildiğinde üretebileceği bilinmez maddelerin ne olabileceğini tahmin etmeyi; bilim şu anda insan göz renginin bile nasıl oluştuğunu ve hangi genlerce nasıl yönetildiğini net olarak bilememektedir.

Evet şimdi GDO’ nun nasıl yapıldığı ve dolayısı ile ne sonuçlara yol açabileceğini aydınlatabiliriz:

GDO Nasıl Yapılır?

GDO yapmak için temelde 2 yöntem var. Daha sık kullanılan “Ti plazmid” yolu ile ve diğer, “gen bombardımanı”. Daha net anlatabilmek için bir çizime bakalım:

Resim 4: Bitkilerde GDO yapımı. [Kaynak: Mirkov (2003) / http://bch.cbd.int/cpb_art15/training/module1.shtml indirme (30.01.2012) Tercüme Hakan Ozan Erzincanlı]

1. Safha: İstenen genlerin bitki hücresine verilmesi

Ti plazmid (Agrobacterium) Metodu:

Burada özellikle patates bitki köklerinde tümör yaptığı bilinen ve bitki hücrelerine sahip olduğu Ti plazmid (tumor inducing plazmid) aracılığı ile gen aktarabilen “Agrobacterium tumefaciens” adlı bir toprak bakterisi kullanılır.

Plazmid: Bakteri sitoplazmalarında (hücre duvarı ile çekirdeği arasındaki kısım) bulunan ve kromozom gibi davranan DNA’lar. Plazmid, kendi kendini eşleyebilen, kromozomdan ayrı bir DNA parçasıdır. Tipik olarak dairesel ve çift sarmallıdır.

Bu Ti plazmide bitkiye aktarılmak istenen gen (örneğin ot ilaçlarına dayanıklılık geni. Böylece örneğin mısır bitkisi yetiştirilirken üretici, otlara ve mısır bitkilerine dilediği kadar ilaç atacak ancak GDO mısırlara bir şey olmazken otlar ölcektir), bunun yanı sıra belirli bir tip antibiyotiğe direnç geni eklenir. Bu Ti plazmid, Agrobacterium Tumaficens’ e konulur. Sonra bir besi ortamında bitki hücreleri ve Agrobacterium Tumaficens birlikte yaşatılır. Agrobacterium Tumaficens özelliği gereği bu tümör yapıcı plazmidi bu sırada bazı bitki hücrelerine aktarır.

Bundan sonrası iki metotta da aynı olmakla beraber bu aktarım bir de gen bombardımanı metodu ile yapılır.

Gen Bombardımanı (parçacık tabancası) Metodu

İçerisinde belirli bir tür antibiyatiğe dayanıklılık geni de içeren istenilen genlerin DNA kodu ile kaplanmış parçacıklar (bunlar özel enzimlerle, örneğin Bacillus thuringiensis bakterisinden, alınır. Bu gen mısır iç kurduna zehir üretme bilgisini taşıyan DNA kodudur ve bu tip GDO’ lu mısırlara bakteri adının ilk harfleri eklenerek “Bt mısır” deniyor) bitki hücrelerine bir parçacık tabancası ile püskürtülür. Yani bu DNA parçaları bitki hücrelerine bombardıman yapılır.

2. Safha: İstenen genleri DNA’ sına eklemiş hücrelerin tespiti ve ayrıştırılması

Çizimde detayı verilmemiş olmasına karşın istenen gen parçacığının eklenmiş olduğu hücreleri tespit için hücreler antibiyotik ile muamele edilir. Genlerine antibiyotiğe direnç geni de içeren genleri almış olan bitki hücreleri yaşarken, genleri değişmemiş olan bitki hücreleri ölür. Canlı kalan hücreler ayrılarak alınır.

3. Safha: Seçilmiş hücrelerin çoğaltılması

Bu aşamada çeşitli besin ve hormonlarla bitki hücreleri yapay ortamda çoğaltılır ve kallus elde edilir. Kallus, organize olmamış parankinma hücrelerinin kitlesel yapısıdır. (örneğin ağaçların yaralanan kısımlarında yarayı kapatmak için oluşan kısımlar kallustur.)

4. Safha: Kallustan köklü filizcikler elde edilmesi

Kallusa önce kök geliştirici ve ardından yaprak geliştirici bir hormon verilir. Böylece filizcikler elde edilir. Bu aşamada totipotensi ilkesi çalışır. İnternette iyi bir tanım bulamadığım için tanımını ben yapayım:

Totipotensi: Tek bir hücrenin, sahip olduğu DNA bilgisi sayesinde tam bir organizma meydana getirebilme potansiyeli.

5. Safha: Köklü filizciklerden bitki elde edilmesi

Bu aşamada köklü filizcikler büyütülür ve zamanla toprağa aktarılır. Böylece genetiği değiştirilmiş bir organizma olan bitki oluşmuştur. Artık, örneğin bir Bt mısır ise,  bu bitkiyi yemeye çalışan mısır iç kurtları ölecektir. Çünkü bu bitkiye, aslında Bacillus thuringiensis bakterisinin sahip olduğu mısır iç kurduna zehir üretme yeteneği insan tarafından bahşedilmiştir. (Ve bu yeteneğe sahip bitki artık, bu çalışmaya yatırım  yapmış olan firmanındır.)

Peki GDO’ nun Tüketene Etkisi Ne Olabilir?

Tüm bu yukarıdakileri okuduysanız artık siz de bu konuda bir uzman sayılırsınız ve şimdi açıklayacağım kısımlar umarım daha kolay anlaşılır olacaktır.

Yukarıda insan göz renginin nasıl ve hangi mekanizmalarla oluştuğunun tam olarak bilinememesi (ve uzun süre tam olarak bilinmesinin mümkün olamaması, bilinse bile “tüm mekanizmadan” emin olmanın çok zor olması) gibi;

1- Bir bitki veya hayvanın da bir kromozomunda bir bölgenin değiştirilmesi sonucunda “o organizma ne üretir ya da önceden ürettiği neyi üretmeyi keser?” sorularının cevabını yanıtlamak çok çok zordur.

2- Genetiği değiştirilmiş organizma daha önce hiç bilinmeyen ve bir ihtimal doğada hiç var olmamış yeni maddeler (proteinler) üretebilir. Bunların özellikle uzun dönemde bu canlıları yiyenlerde ne gibi etkilere yol açacağını bulmak çok çok zor ve zaman alıcıdır.

3- GDO (transgenik) gıdaların özellikle tüketenin sağlığına zararlı etkilerinin olup olmadığını anlamak için risk analizleri yapılmaktadır. Ancak iyi bir risk analizi yapabilmek için metottan ziyade gerekli en önemli bilgi, olası etkilerdir. Örneğin 20 kromozomunda 50.000 gen içeren 2,5 milyar baz taşıyan mısır DNA’ sının bu genler aracılığı ile tam olarak neler ürettiğini (insan gözü örneğinde görüldüğü gibi bazı özellikler birden çok genin birbiri ile etkileşimi ile ortaya çıkar), bu genlerin korelasyonu ile neler üretebileceğini, genlerin yeri ve yapısında yapılacak yapay bir değişikliğin ne gibi sonuçlara yol açacağını bilmek mümkün müdür? Bu bilinse bile bundan emin olmak çok ama çok zor olacaktır. Çünkü bu bahsettiğimiz 50.000 gen içeren mısır da çalışmadan çalışmaya farklı çeşitlerde olduğundan (yani farklı mısır türleri ile GDO çalışmaları yapıldığından), ortaya akıl almaz bir olasılıklar listesi çıkacaktır ve bu olasılıkları tam olarak bilmeden, yetkin bir risk değerlendirmesi yapılamaz. Çıkan sonuçlardan bilimsel açıdan, istatistiki güvenilirlik payları ile bile emin olunamaz.

Durum Bu iken Neden Israrla GDO Yapılıyor?

Bence şu sebeplerden GDO yapılıyor:

1- Yukarıda anlattığım bu teknik bilgileri elde edecek teknolojik seviyeye ulaşmak büyük masraflara sebep olur. Temel olarak bilimciler, yapılan bu çalışmaların dünyaya ve insanlığa faydalı olduğuna önceleri kendileri ikna olur (yoksa meslekleri ve kendileri işlevsiz kalacaktır) ve sonra bu çalışmalar için finans desteği sağlayacak kurumları, şirketleri sonrasında beraberce hükümetleri ikna ederler. Bilimciler çalışmalarına para bulamazlarsa bu konuda gelişme olmaz (ya da finans kaynakları bulundukça, yavaş yavaş olur), bilim hazla ilerlemez ve bu bilimcilerin bildikleri bu kadar bilgi ve emek boşa gider. Ayrıca bilimciler bu yavaş giden gelişmeleri bekleyecek kadar sabırlı değillerdir. Bulunacak bu ilginç şeyler onlar hayattayken kendileri tarafından bulunmalı ve isimleri tarihe geçmelidir.

Öğrendiğiniz bir bilgiyi kullanmamanın bedeli var. Örneğin ben biyoteknoloji yüksek lisansı yaptım. Ancak GDO’ nun zararlı olduğunu ve asla yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple bu konuda çalışıp gelir elde etmekten feragat etmeyi göze almak zorundayım. Doğruları savunmak kolay değil…

2- Bir firma bir mısıra sahip olamaz normalde. Örneğin A firması çıkıp da “xx mısırı” benimdir. Ben izin vermedikçe kimse bu mısırı ekemez, dikemez. Ancak benden satın aldıklarınızı ekip, dikebilirsiniz” diyemez. Derse saçma olur çünkü o mısır insanlığın hatta dünyanın hatta evrenin ortak mirasıdır. Ancak ilgili firma bu mısırın genlerini belirli bir yatırım yapıp da doğada asla var olamayacak şekilde değiştirirse bu mısırı sahiplenebilir. Evet genlerin 50.000′ de 1′ ini değiştirse de yeni mısır varyetesini sahiplenerek patentleyebilir ve bunun alımı-satımı ile ilgili tüm gelirlere talip olabilir.

Bu iki maddeden ötesi (GDO’ ların açlığa çare olacağı, verimi arttırdığı, daha sağlıklı gıdalar üretilmesine sebep olabileceği) firmaların ve bilimcilerin olası gelirlerini kaybetmemek için buldukları çeşitlemelerdir ve tümü kolayca çürütülebilir.

Sonsöz

GDO’ nun zararları ile ilgili soru geldiği zaman, cevabı yeteri kadar verebilmek için bu işin içeriğini de detaylı anlamak, anlatmak gerekiyor. Yoksa dinleyicilerin, uzmanlar grubu karşısında sürekli bir sorular yumağı içerisinde kafası karışıyor. Söz konusu bilgi eksikliği boşluğundan faydalanan konuşmacılar da nereden tutarlarsa istedikleri gibi konuyu anlatıyorlar.

Bu yazıda GDO yapım safhalarının sonuna kadar olan kısım (insan gözünün kalıtımı ile ilgili yaptığım kısa yorum hariç) tamamen yorumlarımı içermeyen bilimsel bilgidir. Burayı okuyarak GDO’ nun ne olduğunu, ne gibi etkileri olabileceğini kendiniz değerlendirebilir; uzmanlara soru sorarken bu bilgilerden faydalanabilirsiniz.

İnanılamaz bir karmaşa içerisinde akıl almaz bir düzen sağlayan DNA’ ya, insanların zorla ve hile ile müdahalesinin son bulması dileğimle…

Sevgiler ve saygılar Hakan Ozan Erzincanlı

http://www.tarimsal.com/makaleler/gdo_nedir_nasil_yapilir_neden_korkulur.htm

sitesinden Sevgili Ozan ardaşımızın yazısıdır.

Gamze De Lisen ile yapılacak atölye çalışmaları (Mayıs, Temmuz, Eylül 2012)

12/02/2012 by

Miyoterapist Gamze De Lisen’in uyguladığı miyoterapi seansları, sizinle yolculuk etmeye, Mayıs tan itibaren Fethiye- Patika’da devam edecek. Avustralya ya donecegi Kasim ayina kadar olan surecte isteyenlere uygulayacagi tedavi tamamen kişisel ihtiyaçlara göre şekillenerek, bireysel seanslar veya belli bir amaca yönelik küçük grup dersleri halinde verilecektir. Kendisi Bu seanslara ek olarak Mayıs, Temmuz, Eylül aylarinda 3 ayri baslikta atolye calismasi duzenleyecek.

Tay (Thai) Masajı (5-10 Mayıs)

Gamze De Lisen katılımcılara “1. Seviye Tay Masajı” nın nasıl uygulanacağını öğretecek. Çalışmalar, çok rahat olması gereken kıyafetler üzerinden, yarı sert bir zeminde yapılacak. Vücuttaki enerji meridyenleri üzerindeki belli noktalara baskı uygulanması ve esneme hareketlerinin sentezinden oluşan bu çalışmanın faydaları:

  • Dolaşımı hızlandırır,
  • Sırt/bel ve boyun ağrılarını azaltır,
  • Canlandırır,
  • Enerji seviyesini dengeler,
  • Stresi azaltır, sinir sistemini yatıştırır,
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir,
  • Kaslarda birikmiş gerilimi azaltır,
  • Eklemlerin hareket kapasitesini arttırır,
  • Tay masajının mide prosedürü sindirim sistemini destekler.
Sabahlari yoga derslerinin oldugu bu atolyte calismasinin ucreti 250 TL olacaktir. 25 Nisana kadar yapilan odemelerde yuzde yirmi indirim yapilacaktir.

Masaj Teknikleri (21 – 26 Temmuz)

Gamze De Lisen ile yapılacak atölye çalışması, rahatlama masajından bir adım daha ileri giderek iyileştirici dokunuş teknikleri hakkında pratik ve teorik çalışmalar içerecek. Ele alınacak konulardan bazıları:

  • Ağrı odaklı vakalarda nasıl bir yaklaşım uygulanmalıdır?
  • Tetik nokta nedir, tetik noktalar ağrı tedavisinde nasıl kullanılır?
  • Kas zarı nedir, kas zarının yumuşatılmasının faydaları nelerdir?
  • Neuralign nasıl bir sistemdir? Neuralign egzersiz çalışmaları.

Sabahlari yoga derslerinin oldugu bu atolyte calismasinin ucreti 300 TL olacaktir.

Beden çalışması (29 Eylul – 4 Ekim) 

Gamze De Lisen ile yapılacak çalışmada anatomi ve fizyoloji bilgilerinin gündelik hayatta kullanılmasıyla daha sağlıklı bir yaşam için gerekli bilgiler öğrenilecek. İşlenecek temel konular:

  • Psikolojik ve fizyolojik dengesizliklerin tespit edilmesi,
  • Lenf drenaj sistemi,
  • Dolaşım sistemi,
  • Kas ve iskelet sistemi,
  • Yoğun stres altındaki bedenin yarattığı sorunlarla baş etmenin yolları,
  • Sağlıklı bir omurgaya sahip olmanın yolları.
Sabahlari yoga derslerinin oldugu bu atolyte calismasinin ucreti 300 TL olacaktir.

Miyoterapist Gamze DeLisen hakkinda daha fazla bilgiye http://www.anatrabodyworks.blogspot.com dan ulasabilirsiniz.

Patika hakkında biraz bilgi

Patika, Fethiye’nin Faralya köyünde deniz ve ormanla kucaklaşmış bir coğrafyada yer alıyor. Yürüyüş mesafesindeki Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu ziyaretçilerin en işlek yürüyüş parkuru. Sabahları yogayla başladığımız güne dileyenler tarihi Likya Yolu patikalarını da keşifle devam edebilir, ya da orman içinden sessizce uzanan patikadan 15 dakika yürüyerek denize kavuşabilirler.

Konaklama için Patika sakinlerinin kendi elleriyle yaptıkları, içinde duşu ve tuvaleti olan taş odalardan çadırlara kadar çeşitli konaklama seçenekleri mevcut. Yerel ürünlerin kullanılmaya çalışıldığı, vejeteryan ağırlıklı, sağlıklı ve lezzetli yemekler de sizi bekliyor… Organik tarım yapılan 5 dönümlük alanda, yoga kamplarından çocuk kamplarına kadar pek çok etkinliğin yer aldığı patika projesiyle ilgili özet bilgiye https://patikayolculari.wordpress.com/patika/  den fotoğraflarla birlikte daha fazla bilgiye ise www.patikadayolculuk.com dan ulaşabilirsiniz.

Diğer Bilgiler

–Kamp suresince sabahlari kahvaltidan once Erol B. Scott tarafinda  yoga dersleri verilecektir. Erol B. Scott hakkinda daha fazla bilgi icin tiklayin.

-Aileniz veya bir refakatçiniz ile geliyorsanız, atolyeye katılmayacak bireylerden yalnızca konaklama ücreti alınacaktır.

–Ders içeriği ile ilgili her türlü sorunuz için  delisengamze@gmail.com adresine e-posta atabilirsiniz.

– Rezervasyonunuzun gerceklesmesi icin kisi basi 150 TL yatirilmasi gerekmektedir.

–Konaklama, rezervasyon ve Patika ile ilgili soruları Erol Scott’tan telefonla (533 650 80 70) ya da patikafaralya@yahoo.com dan e-posta g,ndererek öğrenebilirsiniz .

– Ulaşım için “patika ya ulasim” dan  bilgi alabilirsiniz ek bilgi için bizi arayın.

–Yanınızda  getirmek isteyeceklerinizle ilgili bilgileri aşağıdaki linkten alabilirsiniz:

(http://www.patikadayolculuk.com/sikca-sorulan-sorular.html)

“Genetiğiyle oynanan kültür”

05/02/2012 by

Bilmem haberin var mıdır Prenses ama Türkiye’de Eylül ayının sonunda “gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik” diye bir yönetmelik çıktı. Bu yönetmeliğin izniyle Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) artık ülkeye rahat rahat girebilecek, ithal ve ihraç edilebilecek.

Süreç şöyle gelişti: Haziran ayında -tam da ben Türkiye’deyken- bir GDO (Ulusal -güya- Biyogüvenlik) yasa tasarısının taslağı ortaya atıldı bir anda (?!). Esasında, Ocak ayının başında

Tarım Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nde tasarı ile ilgili bir bileşenler toplantısı yapılıyor ve bu toplantıya -yeterince bileşen gibi görünmediklerinden olacak- Ziraatçiler Derneği, Çiftçi-Sen, GDO’ya Hayır Platformu, Buğday gibi bizim anladığımız dilde “biyogüvenlik” üzerine çalışmaları olan sivil toplum kuruluşları yerine Cargill, Monsanto gibi ülkemizde ve tüm dünyada GDO üreten, ithal eden ağa baba şirket temsilcileri davet ediliyor. Arada neler dönüyor bürokrat-işadamı ortamlarında bilemiyoruz ama sonra Nisan ayı oluyor ve bu yasa tasarısı dillere pelesenk edilmeden hemen önce TBMM’den beş milletvekili ile bir TÜBİTAK temsilcisi, ABD Tarım Bakanlığı’nın ve dünyadaki GDO’lu tohum üretiminin %71ini elinde tutan Monsanto şirketinin sponsorluğunda ABD’ye gidiyor ve dönüşte ismini basında bulamadığım bir milletvekilimiz, Meclis’e gelmesi beklenen biyogüvenlik yasa tasarısı ile ilgili çok şey öğrendiğini, Türkiye’nin ABD’ye tarımsal ürün ihracatı için çok sağlam kaynak olduğunu, “pamuk, mısır ve yağlı tohumlarda halihazırda ABD ihracatında ikinci sırada olduğumuzu” anlatıyor. Şimdi ne alaka hakkaten deme Prenses. Adam önce diyor Biyogüvenlik Yasasıyla ilgili çok şey öğrendim, sonra anlatıyor ABD’ye ihracat, yağlı tohum, yağlı müşteri, canavar tohum… Ekonomik güvenlik konusunda bir şeyler öğrendikleri kesin de biyogüvenlik konusu pek anlaşılamamış gibi geldi sanki bana. Neyse, sonra tasarı geçti, geçmedi, iptal davası açıldı vesaire derken, bu arada sivil toplum kuruluşları uyanıp, kapılar ardında nelerin döndüğünden emin olmadıkları halde insanları bir dolaplar döndüğü konusunda uyandırmak suretiyle harekete geçiyorlar ama Ekim ayının sonlarında zırt diye yönetmelik çıkıveriyor.

Peki bu yönetmelik sayesinde başımıza ne şekil çoraplar örülebilir?

En öncelikli açmazı, ürünleri bu ürün GDO’ludur veya GDO’suzdur diye etiketleme iznini vermiyor bu yönetmelik. Şimdi, esasında epey bir zamandır zaten çaktırmadan GDOlu ürün yemekteyiz, Prenses. Marketten aldığın ürünlerin bir çoğunda genetiğiyle oynanmış soya olsun, şeker, palmiye yağı olsun -ha bir de şu Arı Domates denilen şirin mi şirin dallı domates var ya, o da öyle- her türlüsü mevcut ama üzerinde “GDO içerir” ibaresi olmadığı için memlekete girebiliyordu. Şimdi bu yazsa da girebilecek ve ayrıca burada üretilenlerin de üzerinde böyle bir şey yazmayacak. Ben en çok bu noktada takılıyorum. Hayır yönetmelik çıkartılırken halka sordun mu? Hayır. İlgili sivil toplum kuruluşlarına? Hayır. Ee şimdi zorla yedirecen de bari haberi olsun milletin, bilsin ne yiyor çoluğu çocuğu, bilsin karaciğer yetmezliği olursa niye oldu, hamileyse niye düşük yaptı…Haa bu arada hamileyse demişken… Bu yönetmelikte özellikle bebek mamalarında GDO’lu ürün kullanılmayacağı belirtilmiş. Demek fena bir şey bu… O zaman hamile veya süt vermekte olan anne de yemesin, di mi? Bebek doğar doğmaz mama yemeye başlamaz ki, anne sütü içer.

Benim canımı en çok sıkan şu ki, gurbet ellerde yaşayan herbivorous (otobur) bir homo-sapiens (insan) olarak Türkiye benim için “iyi” sebze-meyvenin olduğu yerdi hep. Şimdi GDO’lu tohumla ilgili en büyük sorun bu şeyin çok hızlı bulaşması. Yani toprak bir kere GDO’lu tohum yüzü görsün, bir daha ecüş bücüş biberleri, çatlakları olan nefis Çanakkale domatesini o toprakta bulamazsın. Yakınlardaki başka toprakta da bulamazsın, tozlaşma (bkz. orta okul fen bilgisi dersi. Ama bu tozlaşma sadece rüzgar vasıtasıyla olabiliyor çünkü börtü böcek bile GDO’lu mahsüle gitmiyor) sebebiylen. Her yediğin tornadan çıkmış gibi.

Çiftçiye edilen vaatler çok cazip: ucuz fiyata alabiliyorsun, verimli tohum, ilaç masrafı filan yok. Evet cazip ama eksik bu bilgi…. Efendim, bu tohum kısırdır. Yani bu sene ürün alırsın ama seneye alamazsın. E bu tohumlar zaten doğada bulunmadıkları, laboratuarlarda üretildikleri için, çiftçi mısır mı ekiyor, gidip her yıl çok mutemelen Monsanto firmasından tohum alması gerekecek. Tabi düşük fiyatla pazarlama amaçlı satılan tohumlar her yıl biraz daha pahalanacak. Bir yandan tohum verimli diye çiftçi toprağında olduğu gibi monokültür yapmaya başlayacak. Yani diyelim mısır…Ekti ve bu yıl offf acayip verim aldı, aldığı gibi sattı tonlarca mısırı diyelim Kelloggs firmasına mısır gevreği olsun diye. Tabi müşteri yağlı olunca seneye de bunu yapmak istiyecek ve yine aynı işlem, git Monsanto’dan tohum al, önceden 15 çeşit mevsimsel ürün hasadı yapıp götürüp pazarda sattığın arazinin yüzde yüzüne bu sefer bu genetiğinde ne olduğunu bilmediğin mısırı ek, sonra sat yine Keloggs’a. Kolay gibi görünüyor değil mi? Gelsin paralar ohhhh….Monsanto kazansın, çiftçi kazansın, Kelloggs kazansın. Yanlızzz……Tabi şöyle bir gerçek var ki GDO’lu ürün monokültürü tarımsal istihdama pek ihtiyaç duymuyor. Yani şöyle ki… Çiftçilik ya da bahçecilik, yaylacılık bilgi, ilgi, sevgi ister. Bağında, bahçende hangi sebze meyveden ne kadar var, ne kadar su ister, hasatı ne zaman olur, ne çeşit sulama gerekir veya yaylandaki büyükbaş, küçükbaş hayvanların sağlığı nasıl, süt veriyor mu, peynir ne zaman yapılır vs. gibi… Ama mesela bilmem kaç dönüm arazine göz alabildiğince mısır (veya Latin Amerika’da olduğu gibi soya) ektiğinde hiç böyle bir bilgiye, ilgiye, sevgiye ihtiyacın olmayacak. Her şey tıkır tıkır, börtü böcek, fare, hiçbişiy gelip didiklemiyor ürününü, yani zaten halihazırda süper endüstriyel yöntemlerle yapılan tarım faaliyetleri daha bir teknolojik hale gelecek, ve makineler sürecek tarlanı, bahçeni, bir müddet sonra sana da ihtiyaç kalmayınca tarlan için güzel bi fiyat biçecek bir zengin iş adamı, sen de satıp şehre göçeceksin. Sonrası da bildiğimiz Türk filmi hikayesi ancak bu sefer kendi ekip biçtiğin bir şey olmadığı için elinde, süpermarkete gidip içinde ne olduğunu bilmediğin ürünleri alan sen olacaksın ve muhtemelen için cız edecek…

Bu senaryoyu popomdan uydurmuyorum Prenses. Bunun yaşandığını Dünya defalarca gördü. Latin Amerika, Hindistan… Brezilya’daki topraksızlaşmanın hızlanması, gezegenimizin en muhteşem, biyoçeşitliliği en yüksek ormanı Amazonlar’ın tahribatını kat be kat arttıran menet bu GDO ekimi. Kaldı ki bir de biyoyakıt mevzusu pek moda şimdi. Büyük, çok uluslu firmalar yeşil-yıkama (greenwash) amacıyla daha çok biyoyakıta sardırdığı için ve de genetiği değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı üzerindeki zararları üzerine kampanyalar yapıldığından, bu şirketler dönümlerce araziye soya, palmiye, mısır gibi ürünler ekmek suretiyle orman ve biyoçeşitlilik alanlarını, “iklime faydalı” araba yakıtı üretmek için talan ediyorlar.

Ha, ne diyordum, Brezilya’daki topraksızlaşma…. Mafyöz toprak ağaları üç (birbirine uluslararası finans kuruluşlarının da destekleriyle göbekten bağlanmış) ana sektörde çalışan çok uluslu şirketlerle elele verir, halaybaşını da tarım bakanı çeker. Mc. Donalds, Burger King gibi burger üreticilerinin talep ettiği büyükbaş hayvan üretimi, GDO (hem beslenme ve yem amaçlı, hem biyoyakıt üretimi için) ve kerestecilik. Böyle böyle zaten yüzyıllardır önce Avrupalıların istilasıyla daha sonra da feodal yapının sillesini yemek suretiyle kölelikten kurtulamamış yerli halk, 70′lerde başlayıp 90′larda hızlanan ekonomik/ekolojik tahribat taktiğini benimsemiş neo-liberal kapitalizmin kölesi konumuna düşer. Halkın elinde avucundaki topraklara toprak ağaları tarafından el konulup, devletin emri, uluslararası finans kuruluşlarının kavliyle çok uluslu şirketlerin hizmetine sunulur. Tabi nesillerdir çiftçilik yapan milyonlarca yerli, bir anda yersiz haline düşünce ver elini Sao Paulo, Rio de Janeiro gibi büyük şehirler. Ee çiftçi adam okumuş, yazmış ve çiftçilik dışında profesyonel deneyimi olmayan birisi olarak, halihazırda popülasyonu yüksek olan bir şehre gidince de tabi işte gelişmekte olan ülkelerin “büyük” sorunu olarak ortaya çıkan gettolar yani varoşlar büyüdükçe büyür, evsizlik, açlık, işsizlik ve doğal olarak paralelinde suç oranı artar.

Bu uzunca yazının kıssadan hissesi, Prenses, hiç bir şey tesadüf değil ve de durup dururken çıkmıyor yasalar, yönetmelikler. Ve maalesef çoğunluğun ve en önemlisi yasanın doğrudan etkileyeceği kişilerin fikri sorularak da çıkmıyor…. Mesela bakalım 2009′da Istanbul nasıl dünya gündeminde ilk sayfaya oturdu: Mart ayında Dünya Su Forumu için Birleşmiş Milletler delegeleri ile bilimum devlet başkanı ve büyük çok uluslu şirket yöneticisi İstanbul’da toplanıp su kaynaklarının nasıl en “yararlı” şekilde paylaşılabileceğini tartışıyor, Eylül ayında sel felaketi oluyor ve konutlandırılmış dere yataklarını sel alıyor götürüyor, bir sürü can ve mal kaybı oluyor, Ekim ayında IMF ve DB toplantısı için yine bir sürü şirket temsilcisi ve onların lobilediği bürokratlar Istanbul’da buluşup krizin daha da korkunç olacağını, gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasının zorlaşacağını, işsizliğin artacağını konuşuyor, IMF ve DB yetkililerinin gitmesinin akabinde hükümetin Amerika’dan 7.8 milyarlık füze alma anlaşmasını duyuyoruz, Eylül ayının sonunda da GDO’lu ürünlerin rahatça ama sessizce girip çıkmasına izin veren bu yönetmelik patlıyor.

Hani gerçekten komplo teorilerinden filan hoşlanmam ama Prenses, aynı mekanda buluşan, çıkarları aynı aktörler ve bir sürü doğrudan etkilenen kişinin sürekli itirazlarına kulak asmayan siyasetçiler…. Yani hiç bir şey tesadüflerden ibaret değil. Umarım bu uzun mektubum içini daraltmamıştır. Sadece uzaktaki gözlemci olarak, içinde olup net göremiyorsan diye durumu netleştirmek istedim.

Hepimize afiyet olsun.

Elif

Not: Bu yazı kardeş sitemiz “prensese mektuplar” dan alınmıştır

(http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/genetigiyle-oynanan-kultur.html)

KAS-İSKELET SİSTEMİ

03/02/2012 by

KAS-İSKELET SİSTEMİ  DİSFONKSİYONLARIYLA İLGİLİ GENEL BİLGİ

Vücudumuzdaki tüm kas, sinir ve kemikler bir ağ sistemi oluşturarak, bedenimizin bir arada kalmasını ve fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlarlar. Her şey birbirine bağlı bir şekilde, mükemmel bir iş bölümüyle çalışır. Her bir parça vücudun bölünmezliğine katkı sağlar. Örneğin, tendonlar olmadan veya ligamentler, bu bütün çöker.

Kaslar, birbirinden farklı hücrelerden oluşmuş dokulardır. Aslında çoğu insanın kaslar hakkındaki bilgilerinin çoğu yanlıştır. Örneğin, içlerinde profesyonel sporcuların da olduğu ,düzenli egzersiz yapan kişiler, çalışmaya başlamadan önce  stretching yaptıklarını, yani kaslarını gerdirdiklerini söylerler. Hareketleri yaparken kasların gerildiği hissedilse de asıl olan şey bu değildir. Kaslar likra kumaşlar gibi stretch olmazlar. Kasların, başlama ve bitiş olmak üzere her iki uçları da kemiklere bağlıdır. Kasların uzunluklarını değiştirmesi, lif ve lifçiklerin mekanik ve kimyasal etkileşimleri sonucunda oluşan karmaşık bir olaydır. Aynı makara sisteminde olduğu gibi, lif ve lifçikler birlikte çektiklerinde kas kasılır. Kas uzadığında ise, biz buna genelde streching deriz, makara ters dönmeye başlar, lif ve lifçikler yavaşça birbirlerini bırakırlar. Eğer belinizden aşağı doğru eğilerek parmak uçlarınıza değmekte zorlanıyorsanız, kaslarınız çok sertse, bu kaslarınızın önceye göre kısaldığı anlamına gelmez. Olan şudur:

Stretching, bizi vücudumuzun hareket kabiliyetini  yitirebileceği olaylardan koruyan ,tedbirli bir sistemdir. Belli bir noktaya uzanamadığımız durumlarda, kaslar bize limitimizin ne olduğunu gösterir. Bundan daha fazla bir zorlama halinde zarar görebileceğimize dair bizi uyarırlar. Eğer kaslarımızın hareket çeşitliliği oturmak, araba kullanmak, gezinmek gibi sürekli aynı şeylerle kısıtlıysa, kaslar bu pozisyonlara uyum sağlar. Bundan sonra kaslardan farklı bir hareket yapmaları, farklı bir şekle girmeleri beklendiğinde, bu alıcılar için bir sürpriz olur. Bu yeni hareketi nasıl yapacaklarını bilemezler. Bu yüzden kas-iskelet  sistemi denilen program, bu harekete karşı bir zorlama oluşturarak vücudu uyarır.

Her zaman hatırlanması gereken asıl nokta şudur:  vücut, durmadan kendi hareketlerini gözlemler ve buna göre gerekli ayarlamaları yapar. Öncelik, kas-iskelet sistemini  her zaman bir bütün halinde tutmaktır. Beden bir tehlike sezdiği zaman, mesela eklemlere zarar verebilecek bir hareket gibi, anında durumu değerlendirir ve en az hasar alınacak seçeneği seçer. Bu durum, kasın çekmesi veya yırtılması olabilir. Bu durum, elektrik akımının artmasıyla evin yanma tehlikesine karşı şalterin atmasına benzer.

Kas ağrısı ise bir mesajdan daha fazlası değildir. Sadece bu mesajı nasıl çözeceğimizi öğrenmemiz gerekir. Bu mesaj, beyne, merkezi sinir sistemine bağlı özel filamanlarla gönderilir.

Özellikle son zamanlarda, vücudun her hangi bir yerinde ağrı hissedildiğinde ve kas-iskelet sisteminde bir sorun meydana geldiğinde hemen sinir sistemiyle ilgili olduğu düşünülmeye başlandı.  Çoğu zaman hastalar, el ve ayaklarındaki ağrıların, uyuşmaların sinir sistemindeki bir sorundan kaynaklandığını düşünür. Kimi zaman yine el ve ayaklardaki aşırı soğukluğun bile sinirlerdeki bir problemden olduğu düşünülür. Ancak kaslar üzerinde yapılan bazı çalışmalardan ve bu kişilere verilen  bir kaç özel egzersizden sonra bu hissin tamamen ortadan kalktığı görülür. Bu şikayetlerin asıl nedenine gelelim. Hissedilen uyuşmalar ve soğukluk  bize vücut tarafından gönderilen bir işarettir. Sinirlerin tam da sınırda, ancak hala çalışmakta olduğunu, fakat  ilgili kasın çalışmadığını belirtir. Sinir sisteminin en önemli görevlerinden biri de erken uyarı sistemi olarak çalışmasıdır. Bir kas ölmeye başlarken sinir sistemi bunu beyne iletir, beyin de size bir şey yapmanız gerektiğini söyler. Vücutta yumuşak veya sert bir doku, bir şekilde kası ittirmeye, kas üzerinde bir baskı oluşturmaya başlarsa ağrı veya hissizlik başlar. Bu uyarıcı bir mesajdır. Fiziksel terapi uygulayan kişiler, bu mesajların nasıl yorumlanması gerektiğini bilirler. Siyatik siniri, mesaj göndermeye başlamış ise ve ayağınızdan aşağıya doğru ağrı vuruyor ise omurgadaki disklerden biri sinir uçlarına dokunmaya başlamış demektir.

Eğer kaslar, sinirler ve kemikler bir bütünü oluşturuyorlarsa, bir sorunla karşılaşıldığı zaman bu sistemlerden tek birini ele alıp, izini sürmek pek mantıklı değildir. Örneğin,  siyatik ağrılarında sorunun nedeni sadece siyatik sinirinin kendisi veya tek başına disk değildir. Bu tip sorunlarda özellikle ülkemizde hemen ameliyata başvurulmaktadır.  Manuel terapilerin yaygın olmaması, bu terapilere halkın yabancı olması, bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmemeleri  gibi sebeplerle  çoğu hasta  bu yöntemleri denemez.  Başvurulan  yerlerde ise yanlış yönlendirilerek, çözümden oldukça uzaklaştırılırlar.

Vücudun verdiği mesajlar ve beraberinde getirdiği görüntü yanlış anlaşılmaktadır. Ağrıyan dize koşmamalı veya beli ağrıyan kişiye  eğilmeyi yasaklayamayız. Eğer böyle düşünürsek, bir çok aktiviteyi, sporu , hatta iş alanlarını bile hayatımızdan çıkartmamız gerekir.

Binlerce yıl öncesinde yaşayan kadın ve erkeklere bakarsak, her türlü hava şartlarında sert kayalar üzerinde, çalılıklarda çıplak ayak, kilometrelerce yürüyen, koşan, avcı-toplayıcı insanlar görüyoruz. O zamanki insanları düşününce, günümüz insanlarının bu kadar narin olmaları ve her şeyden  bu derece etkilenmeleri pek mantıklı gelmiyor.

Peki neden böyle bir durumdayız?

Eminim herkesin kendince bir fikri vardır. Bu sorunun ispatlanmış bir cevabı yoktur. Zaten bu sorunun tek bir cevabının olduğunu da sanmıyorum.  Kendi tecrübelerime dayanarak  çıkarttığım

görüşlerden bazıları şunlar:

Vücudumuza uyguladığımız  ve bize sorun çıkartan hareketler ikiye ayrılır:

1-vücudumuzla ne yaptığımız

2-vücudumuzla ne yapmadığımız

Çok basit ve kısa görünen bu iki şık, aslında çok geniş ve bitmek bilmez tartışmalara yol açan maddelerdir.

Vücudumuzla ne yapıyoruz da sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor?

İlk olarak vücudumuzun bize gönderdiği mesajları nasıl yorumlamamız gerektiğini bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de çözüm olmayan yollara başvurabiliyor ve  sistemin işleyişini daha da bozuyoruz. Yanlış tedaviler,  çok fazla ilaç kullanımı, gerekmediği halde yapılan ameliyatlar, bedenin durmamızı söyleyen sinyallerini dinlemeyip, limitlerimizi zorlamamız….listeyi daha da uzatabiliriz, ancak size bir fikir vermek için yeterli olduğunu düşünüyorum.

Ya vücudumuzla yapmadıklarımız……

Beden, hareket etmek için var olan bir makinedir, hatta ömür boyu görevde kalabilen hareketli bir makine dersek daha doğru olur. Doğum anından ölüm anına kadar sürekli hareket halindedir. Kalbimiz atar, akciğerlerimiz nefesle daralıp genişler, hücrelerimiz yenilenir….bu hareketler , istem dışı, kendiliğinden olan hareketlerdir.  Kas-iskelet sisteminde ise hareketler istemli, bizim kontrolümüzde gerçekleşir. Her iki sistem de birbiriyle etkileşim içinde ve birbirlerine bağımlıdırlar. İki taraftan birinin faaliyetleri engellenirse her iki taraf da tehlikeye girer.

Günümüz yaşantısı, insanların kas-iskelet faaliyetlerini büyük ölçüde azaltmıştır. Bizler ise giderek daha çok tembelleşiyor, sağlığımızı tehlikeye atan bu hareketsizliği değiştirmek için bir şey yapmıyoruz. Vaktimizin çoğunu bilgisayar başında oturarak, televizyon seyrederek veya araba kullanarak geçiriyoruz.  Vücudumuzdaki diğer sistemler de kas-iskelet sisteminin hareketine bağlı olduğu için, bu hareketsizliğin her şeyi nasıl etkilediğini tahmin edebilirsiniz.

Kısaca, vücudumuzu bilinçli olarak, bedenin verdiği sinyalleri dikkate alarak hareket ettirmek zorundayız, aksi takdirde onu kaybetmek zorunda kalacağız.

Gamze De Lisen

delisengamze@gmail.com

http://www.anatrabodyworks.blogspot.com

Kaynaklar:

The Egoscue Method of Health Through Motion

Pete Egoscue with Roger Gittnes

Bayramda Deniz Güngör’le Aquadrum Müzik Çalışması

31/01/2012 by

Aquadrum

PATİKA’DA SABAHLARI YOGAYLA BAŞLAYAN VE MÜZİK ÇALIŞMASIYLA DEVAM EDEN BİR TATİLE NE DERSİNİZ­?

Sabah programı: yoga ve miyoterapi dersleri- kahvaltı- atölye çalışması

Öğlen programı: yemek-dinlenme ve deniz arası – atölye çalışması

Akşam programı: yemek- müzik dinletileri

Aquadrum’ın yaratıcısı Deniz Güngör’un çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmak için:

http://www.youtube.com/watch?v=aPmC_WR-Fcg

http://aquadrum.com/

.

Kurs ve Konaklama Ücreti

Atölye çalışmasına katılım ücreti: 100tl

* Taş binadaki odalardan çift kişilik yatakları olan duşu tuvaleti içinde olan odalarda bir günlük tek kişinin kalışı 110 TL.
* Duşu tuvaletin içerde olduğu taş binadaki paylaşımlı odalarda bir günlük fiyat 75 TL. Tek başına kalmak isteyenler 25 TL ek ücret ödeyebilirler.
* Duşu tuvaletin içinde olduğu paylaşımlı ahşap evlerde 60 TL
* Çadırlarda bir akşam kalış tek kişi 50 TL. Kendi çadırını ve tüm malzemelerini getirenler indirimli fiyat icin Erol Scott i 533 650 80 70 den arayabilirler yada erolbenjamin@yahoo.com den ulaşabilirsiniz.
.
Patika hakkında biraz bilgi

Patika, Fethiye’nin Faralya köyünde deniz ve ormanla kucaklaşmış bir coğrafyada yer alıyor. Yürüyüş mesafesindeki Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu ziyaretçilerin en işlek yürüyüş parkuru. Sabahları yogayla başladığımız güne dileyenler tarihi Likya Yolu patikalarını da keşifle devam edebilir, ya da orman içinden sessizce uzanan patikadan 10 dakika yürüyerek denize kavuşabilirler.

Konaklama için Patika sakinlerinin kendi elleriyle yaptıkları, içinde duşu ve tuvaleti olan taş odalardan çadırlara kadar çeşitli konaklama seçenekleri mevcut. Yerel ürünlerin kullanılmaya çalışıldığı, vejeteryan ağırlıklı, sağlıklı ve lezzetli yemekler de sizi bekliyor… Organik tarım yapılan 5 dönümlük alanda, yoga kamplarından çocuk kamplarına kadar pek çok etkinliğin yer aldığı patika projesiyle ilgili özet bilgiye https://patikayolculari.wordpress.com/patika/ den fotoğraflarla birlikte daha fazla bilgiye ise www.patikadayolculuk.com dan ulaşabilirsiniz.

Diğer Bilgiler

– Bu kampa herkes katılabilir.

–Ders içeriği ile ilgili her türlü sorunuz için  lisengamze@gmail.com e-posta atabilirsiniz.

– Rezervasyonunuzun gerçeklesmesi için kişi başı 150 TL yatirilmasi gerekmektedir.

– Ödemelerin geri kalanı kursun başlangıcında nakit olarak alınmaktadır.

–Konaklama, rezervasyon ve Patika ile ilgili soruları Erol Scott’tan telefonla (533 650 80 70) ya da patikafaralya@yahoo.com dan e-posta göndererek öğrenebilirsiniz .

– Ulaşım için https://patikayolculari.wordpress.com/2010/10/09/patikaya-ulasim  bilgi alabilirsiniz ek bilgi için bizi arayın.

– Yanınızda yoga matınızın ve getirmek isteyebileceğiniz aquadrum veya diğer müzik aletinizin dışında getirmek isteyeceklerinizle ilgili bilgileri aşaığdaki linkten alabilirsiniz:(http://www.patikadayolculuk.com/sikca-sorulan-sorular.html)

2012 patika takvimi

30/01/2012 by

Patika’da cumartesileri dışında sabahları toplu olarak katıldığımız yoga dersleri yapılmaktadır.  Eğer eğitim kampları ise özelliğine göre burslu öğrenci kabul edilmektedir. Duşun ve tuvaletin içinde olduğu taş odalardan çadırlara kadar değişik kalma ortamlarımız mevcut.  Ödemler nakit olup kredi kartı kabul edilmemektedir. Üç ay öncesinden yapılan rezervasyonlarda indirm yapılmakadır.   Tüm başvurular ve daha ayrıntılı bilgi almak için patikafaralya@yahoo.com a yazabilirsiniz yada erol b. scott a 533 650 80 70 den ulaşabilirsiniz.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

25 Mart 2012 Patika Açılışı

Bu dönemde 21 Mart Ekinoks oluşuna denk getirerek 19-25 Mart arası yogalı, yürüyüşlü, gezili bir program düşündük.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Nisan da Patika Kampları

10 Nisan – 25 Nisan Günleri arasında 5 günlük yoga ve yürüyüş kampları olacak.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Tay (Thai) Masajı ve Yoga Kampı

5-10 Mayıs tarihleri arsında miyoterapist Gamze De Lisen katılımcılara “1. Seviye Tay Masajı” nın nasıl uygulanacağını öğretecek. Daha ayrıtılı bilgi almak icin tıklayınız.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Yürüyüş Kampı

12 – 17 Nisan tarihleri arasında sabahları kahvaltı oncesi temel yoga tekniklerinin uzerinden gectikten sonra her gun degisik yerlere gunu birlik yuruyuslerimiz olacak.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

TaiChi ve Yoga Kampı

19-24 Mayıs tarihleri arasında sabahları TaiChi öğleden sonra Yoga yapacağımız bir kampımız olacak. Zeynep ve İrem eşliğinde yapılacak bu programla ilgili bilgiler için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Ashtanga Yoga Kampı

26 Mayıs ile 1 Haziran arasındaki kamp Peter Bertero eşliğinde olacak olup daha fazla bilgiye ulaşmak için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Kate Beckel Yoga Kampı

2-6 Haziran tarihleri arasında olacak kampla ilgili daha fazla bilgi almak için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

9-13 Haziran Yoga Kampı

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Çocuklu Ailelerle Kamp 2012

16 -23 Haziran tarihleri arasında 3-6 yaş arasındaki çocuklarla kamp yapacağız. Bu kampla ilgili ayrıntılar için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

23-28 Haziran Yoga Kampı

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Çocuklu Aileler için Sanat Kampı I

1 – 7 Temmmuz arasında 3-5 yaşlarındaki çocuklara yönelik çocuk kampı olacak. Bu kampla ilgili ayrıntılar için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Çocuklu Aileler için Sanat Kampı II

8 – 14 Temmmuz arasında 3-5 yaşlarındaki çocuklara yönelik çocuk kampı olacak. Bu kampla ilgili ayrıntılar için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

14-19 Temmuz Plates Kampı

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Beden Çalışması

21-26 Temmuz tarihleri arasında tarihlerinde miyoterapist Gamze De Lisen ile yapılacak çalışmada anatomi ve fizyoloji bilgilerinin gündelik hayatta kullanılmasıyla daha sağlıklı bir yaşam için gerekli bilgiler öğrenilecek. Daha fazla bilgi alabilmek için tıklayın

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

BİTKİSEL ÖZ YAĞLAR REHBERLİĞİNDE GELEN ŞİFA

28 Temmuz-2 Ağustos tarihlerinde Avustralya’ dan  gelen hocalar, bitkisel öz yağların bilgeliğiyle duygusal ve fiziksel sağlığımızı nasıl iyileştireceğimizi,  ses titreşimleriyle içsel frekansı yükseltmeyi öğretecekler. Daha fazla bilgi için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Varoluşun Simyası ve Dansı

4 – 8 Ağustos tarihlerinde yapacağımız bu çalışmada; varoluşun bütünlüğünü ve akışını deneyimleyeceğimiz meditasyonlar, enerji ve şifa çalışmaları, bilgi paylaşımları, mistik dans ve doğayla çeşitli ritüeller gerçekleştireceğiz. Elemetler, çakralar, dişil-eril enerjiler ile çalışacağız. Daha fazla bilgi için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

2012 Ağustos Çocuk Kampı :)))

9-16 Tarihleri arasında 8-11 yaşları arasında çocuklara özel (yalnız 8 çocuk) tohumdan yemek yapımına, yaratıcı dramadan Anadolu hikayelerine, satrançtan sanata kadar pek çok konuyu işlediğimiz gönüllü olarak her yıl yürüttüğümüz kampımız olacak.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Şeker Bayramında

19 – 23 Ağustos tarihleri arasında yer alacak etkinliklerimiz üzerinde çalışıyoruz. Sabahları yoga olacak. Muzik çalışmalarıı, Aqudrum egitimi düşünüyoruz. Akşamları değişik müzik dinletileri… daha fazla bilgi için 533 650 80 70 den erol scott i arayabilirsiniz.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Permaculture and Yoga

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

30 Agusots – 4 Eylül Şiddetsiz iletişim iç eğitim kampı

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Elementlerin Simyası–Yoga

5-9 Eylül, 2012

Ayurveda ve Daoism’ın kadim bilgeliği ile gençleşin ve yenilenin.

Ulli Allmendinger (MSc. Ayurveda, RYT) ve

Dr. Onur Aydınoğlu (DAOM) ile 5 Günlük İnziva ve Atölye.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

12-17 Eylül tarihleri arasında astanga kampı selda koksal

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

19-24 Eylül tarihleri arasında

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Yoga Terapi ve Detoks Tatili

9-17 Ekim tarihleri arasında Yogha tarafında tasarlanan bu kamp hakkındaki daha fazla bilgi için tıklayın.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Kurban Bayramında Yoga

25-29 Ekim tarihler arasında Jiva Yoga tarafından tasarlanan bu kampın detaylarını nisan ayında yayınlayacağız.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>