Posts Tagged ‘eroldan’

YAŞAM ALANLARIMIZI ŞEKİLLENDİRMEK…

29/03/2010

Bunu bir bahçe düzenlemesine benzetmek geldi içimden bugün.erol

İnsan sosyal bir yaratık ve içinde bulunduğu sosyal ortamdan çok etkileniyor. Bununla beraber acaba bu sosyal ortamın kültürü için yeterince çaba harcıyor muyuz?

Sabahtan beri bahçenin bir bölümünü nasıl tasarlamalıyım diye düşünürken aslında her an yaptığımız seçimlerle çevremizdeki pek çok şeyi tasarladığımız aklıma geldi. Hatta bizler birer proje yöneticisiyiz günlük akışımızı mercek altına aldığımızda.

Asıl üstünde durmak istediğim konu aslında bizler sesimizi çıkarmadığımızda da, tepki göstermediğimizde de aslında bir oluşumun parçası oluyoruz. Hele hele bizler enerjiler, değerler, akışlar açısından bakarsak, bir bütünün parçası olduğumuzu kabul edersek, sorumluluk alsak da almasak da çevremizde olan pek çok şeyden sorumluyuz.

Hem bir bahçeden hem de sosyal yaşamdan örnek vermeliyim.Bahçede çeşitlilik olsun istiyorum ve yerel bitkilerin hepsinin var olabileceği bir ortam istiyorum, bu bahçenin küçük bölümünde olsa bile. Ancak bazı urun veren yerel bitkilerin daha ön planda olması çok işime geliyor. Hatta bu bahçenin içinde, mutfağa yakın olduğu için, sebzelerin de olmasını istiyorum. Permakültür tasarımını bilenler şimdi hemen ‘zon’ lar üzerinden kafa yormaya başlamışlardırJ  Neyse, benim derdim  neyi görmek istediğime göre, bahçenin bütününe göre, neyi oturtmak istediğime göre… burada nasıl bir kültür görmek istediğime dair bir tasarım yapacağım.  Eğer bunu bir grup insanla beraber yapacaksak o zaman bu öyle veya böyle ortak bir çaba gerektiriyor. Tüm bu süreç içersinde istenmeyen durumlar için bazen hiç önlem almama gerek kalmadan (hastalıklar, bir bitkinin fazla popülasyonu, köpeğin üstüne yatması, tavukların didiklemesi) baştan iyi bir tasarım ve arkasından iyi bir takipçilikle olumsuzluklar en aza indirgenmiş oluyor. Daha sonra çıkacak sorunlar için baştan hazırlıklı olmak gerekiyor. Hastalık çıktıktan sonra onu kurtarmaya çalışmak tabi ki çok zor oluyor. Simdi bu bir örnek… ve ben sözü bizim yaşam alanlarımıza getirmek istiyorum.

Bizler görüntüde ilişkilerimize ve yaşam alanlarımıza özen gösteriyoruz gibi ama aslında çok ama çok daha fazla çalışmamız gerekiyor.

*Daha çok hayır diyerek altında kalkamayacağımız sorumluluklara girmemeliyiz.

*Dilimizi, özellikle ortada bir sorun olduğunda toplumsal öğrenilmişliklerden kurtararak daha az yargılayıcı, daha çok tespit ve net isteklerden oluşan bir hale getirmeliyiz.

*Tepki göstermeyerek veya yüzeysel tepkiler göstererek çevremizde işlenen suçların sorumluluğunu almadığımızı sanıyoruz.

*Sorun çözme becerilerimizi geliştirmemiz gerekiyor.

*Yaratıcılığımızı daha çok kamçılayarak çözümler için seçenekler üretebilmeliyiz.

Benim için en önemlisi bana ayna olacak, bana kibarlık yapmayacak dostlarımı bu konuda bana yardımcı olmaları için teşvik etmek.

Bu düşünceler eminim daha uzun bir yazıda daha çok örnekle pekiştirilebilir. Ama ana fikir şu ki; kendi düşüncemizi, değerlerimizi, enerjimizi koymadığımız alanlar ne yazık ki istemediğimiz enerjilerin etkisi altına girme potansiyeline sahip ve bunun sorumluluğunu almamız gerekiyor. Sessiz kalsak bile aslında taraf oluyoruz ve belki de daha büyük bir sorunun parçası oluyoruz. Daha da kötüsü eleştirdiğimiz oluşumların oluşmasına aslında bizler yeterince ev ödevimizi yapmadığımız, tepki vermediğimiz, takipçi olmadığımız için neden olabiliyoruz.

Haddimi aşarak zor bir konuya girdim ama benim görüşüm budur. Değişim için önce kendimden başlamam gerekiyor ve yolculuğumu sizinle paylaşmam gerekiyor ki birbirimize yardımcı olabilelim.

Hani ben uyuduğumda beni uyandırasınız diye…

Hani benim dilim yeterince yumuşak değilse diye…

Hani ben içinde bulunduğum yaşam alanları için yeterince emek ve özen göstermiyorsam diye…

Erol B.  Scott – erolbenjamin@yahoo.com

Not: Erol B. Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

Çok Daha Az Tüketerek Yaşamalıyız

22/08/2009

 (Aktüel Dergisi 197. sayıda “Sade Yaşam” dosyası için Nejla Bayraktar’ın Erol Scott la  yaptığı röportaj)

Projenizin amacı ne, sizi harekete geçiren neydi?Alinca6

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi biz de bir avuç insan bir araya geldik.  Sosyal, ekolojik ve ekonomik açıdan nasıl sürdürülebilir yaşamlar oluşturulabilir bunlara kafa yoruyoruz, doğanın bilgeliğinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz.  Şu anda insanoğlu bu gezgende yalnız kendi varmış gibi tüm kaynakları sömürmekle kalmayıp insan merkezli bir düşünce yapısıyla tüm dünyadaki canlıların yaşamını cehenneme dönüştürmek üzere.  Üstelik bizden sonraki kuşakların gereksinme duyacağı her şeyi de tehlikeye atmış durumda… Bir şeyler yapmak için yalnız 20-30 yılımız olduğunu söylüyor bilim adamları. Bu bizim her sabah ne yapabiliriz sorusuyla kalkmamıza neden oluyor…

 Var olan durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, önerileriniz neler?

Ekonomik ve sosyal sorunların hepsi bir yana şu anda dünyanın en önemli sorununun küresel ısınma olduğunda artık herkes hem fikir.  Fakat bu sorunun nasıl çözümleneceği çeşitli tartışmalara neden olmakta… Benim görüşüm, bu çok ciddi sorunu kullanarak insanlığın kendine çeki düzen vermesi gerektiği yönünde.  Çünkü eğer bu sorunu insanlık olarak çözebilirsek zaten dünyamızla ve kendimizle daha barışık yaşamayı da öğrenmiş olacağız. Şu anda bir değişim gerekiyor. Bu değişimi gerçekleştiren her şeyin kendi içinde bir değişime uğraması ve eski düşünce tarzlarını ve yapıları bir kenara bırakması gerekiyor.  Sanırım başlangıç noktamız şehirlerdeki doğaya yabancılaşmayı kırıp şehirde bile doğanın parçası olduğumuzu hatırlatan doğadaki döngüleri oluşumları taklit eden sistemler ve alanlar oluşturmamız gerekiyor.

 Bireysel ve toplumsal olarak daha iyi yaşamak için ne yapmamızı önerirsiniz?

Daha yalın yaşamamız gerekiyor: Bugün var olan tüketim çılgınlığına hiçbir kaynak dayanamaz. Eğer reklamlarda/filmlerde gördüğümüz yaşantı tarzlarını devam ettirirsek 5-6 dünyaya daha gereksinmemiz var ve bu tüketim hızıyla küresel ısınmayı durdurmamız mümkün değil.  Şu anki ekonomik yapı ancak bizim borçla satın alabildiklerimizle ayakta duran bir şekilde yapılandırılmış durumda. Dahası bugün hiç gereksinmemiz olmayan şeyleri alarak ekonomiyi canlandırmamız bizden isteniyor.  Bizlerin asıl yapması gereken ilişkilerimizde, gıdada, kullandığımız her türlü araç-gereçte, enerjide gerçek gereksinmelerimizi tespit edip bundan fazlasının hem kendimize hem de dünyamıza bir zarar olduğunu bilerek hareket etmek.  Hatta başkalarını da buna teşvik etmek.

 Kendi başımıza yapacaklarımız sınırlı olduğuna göre muhakkak örgütlenmeliyiz… Bizim değerlerimizi paylaşan… yaşamın her yönüyle sürdürülebilir olmasına inanan bireylerin küçük gruplar halinde bir araya gelerek,.tüketici derneklerinde, çeşitli projelerin içinde, kampanyalar oluşturarak, sosyal-ekolojik-ekonomik sürdürülebilirlik yolunda çalışmalar başlatmalıyız. Örgütlenme diyorum çünkü değişim için gerekli gücü ancak ve ancak örgütlü grupların oluşturdukları örneklerle, baskı gruplarıyla, hayalleri projelere dökerek bir yerlere gidebiliriz.

 Muhakkak uygulama… Evet, çok konuşarak uygulama yapmayan bireylere çok rastlıyoruz. Onların önerileri ve teşvikleri doğrultusunda muhakkak toprakta, kırsalda, şehirde, evimizde, çalıştığımız yerde, hükümette söylediklerimizi hemen uygulamaya geçirecek alanlar oluşturmamız gerekiyor. Uygulama olmadan ne kendimizi ne de başkalarını harekete geçirebiliriz.  Gerektiğinde imkansızlıklara yönelebilme motivasyonu için küçük kazanımlar oluşturarak bunları kutlamalıyız. Anadolu gibi yerel değerlerin bizlerin her zaman yanımızda olduğunu, bizden önceki kültürlerin bize enerjileriyle/bilgelikleriyle destek olduğunu hiç unutmamalıyız.

 Bizden sonraki kuşaklara daha iyi bir dünya bırakabilmek için kendimizi, çevremizdekileri ve içinde yaşadığımız sistemleri önce sosyal açıdan değiştirmemiz gerekiyor.  İletişimden tutun, sorun çözmeye, proje yönetim tekniklerinden örgütlenme modellerine kadar pek çok alanda kendimizi geliştirmemiz gerekiyor…

 Sizler bu durumda neler yapıyorsunuz?

Dünyada bazı insanlar var el kremlerini ellerine soğuk sürmemek için krem ısıtıcısı alıyorlar. Bazıları ekolojik ayak izlerini arttırdığı için et yemek yerine yalnızca meyvelerle beslenme yolunu seçiyorlar. Bu farklı yaklaşımlarda bizler yalnızca yaşadıklarımızla örnek olmanın dışında Patika’yı (www.patikadayolculuk.com) tüm alternatif hareketler için deneyim/öğrenim merkezi haline dönüştürmek için çalışıyoruz.  Kırsalda ve şehirlerde başlayan dönüşüme kendi çabalarımızla katkıda bulunmaya çalışıyoruz.  Patika Projesi adını koyduğumuz projeyle sürdürülebilir yaşam projelerine ortam sağlamaya ve onların sağlıklı bir şekilde yürümeleri için destek olmaya çalışıyoruz. Çocuk kamplarından dans kamplarına, yoga kamplarından Permakültür kamplarına kadar pek çok alanda tasarımlar yapıyoruz. Daha yolun başındayız. Ancak bir araya geldiğimiz Sürdürülebilir Yaşam Kolektifinden (www.surdurulebiliryasam.org) arkadaşlarımızla birlikte yolculuklarımızda daha çok insana ulaşabileceğimiz projeleri hayata geçirebilmek için tasarımlar yapıyoruz bahçıvanlıktan kalan zamanımızda… (http://patikadayolculuk.wordpress.com/)

 Projelerimizde daha çok çocuklara/gençlere yani gelecek kuşaklara yönelmeye çalışsak da yapmaya çalıştığımız her kesimden insanı harekete geçirebilmek.

PATİKA’DA KUTLAMA

08/08/2009

Patika’da her sabahki gibi erkenden kalkanlar bugün de erkenden kalktılar.pembe%20domates%20dalda2[1]

Yogayla güne başlayanlar, sürünerek kalkanlar hepsi saat 7:30 da kahvaltıda..

Bu kampın adı proje kampı… bu akşam da kutlama var..

Gökkuşağı Projesi’nin taslak metni yazıldı…

Oyunlar, yüzmeler, ekmek-yoğurt yapımı arasında biraz da çalışma…

Kendimizi geliştirecek bir sürü atölye çalışması…

Yetişen pembe domateslerin altlarını Permakültür den öğrendiğimiz şekilde kuru otlarla besledik. Güz fasulyelerini ektik bugün… Toprağa dokunduk… ondan güç aldık.

Yarın gezi günü…

Bugün kutlama var..

Aşık Veysel’den Zülfü den türküler söyleyerek, şarap eşliğinde dolunayı bekliyoruz.

Zoru başarmak için Anadolu’da bunca kültürün getirdiği zenginliği bir dost olarak kucaklamak gerekiyor sanırım.

Burada olamayan tüm yoldaşlara buradan selam ola…

Fotoğraflar için

Erol B. Scott, erolbenjamin@yahoo.com

Not: Erol B. Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

YAŞAMI ÇOĞALTANLAR

29/07/2009

Bazı projeler var ki kunduz un yaptığı gibi yaşam çoğaltmak üzere kurgulanıyor kendiliğinden…

Örneğin üniversitedeyken ev arkadaşlarımdan biri yolunu çok uzatarak bir kitapçıya gidip bir başkasına kitap hediye almıştı. Ben ise hiç ama hiç anlamamıştım durup dururken niye hediye olayını yaratıp birde taa uzaklarda bir kitapçıya gittiğini, yakınlarda bir sürü alışveriş merkezlerinde kitaplar ve binbir çeşit hediye yığılıyken.

Buradaki amacı o değer verdiği, “belli değerleri” savunan kitapçıyı yaşatmaktı. Bununla kalmayıp herkesi gereksinmesi olsun olmasın buradan kitap almaya teşvik eden bir ağ oluşturmuştu. Çözümlerinden biri de yasadığımız mahallede bir emeklinin evini kütüphane olarak kullanmak ve toplanan paralarla her ay kitap almaktı. En son bıraktığımda her hafta iki saatini kitapçıda çalışarak içerden de destek vermeye çalışıyordu cep harçlığı karşılığında.

Konuya geri dönersem; organik pazarların desteklenmesi, daha da önemlisi şehirlerde sağlıklı beslenmeye önem veren kişilerin desteklenmesi gerekiyor.  Organik pazarların en büyük şikayeti ürünlerine yeterince talebin olmayışı ve yediklerinin hikayesini hiç önemsemeden, nerden/nasıl geldiğini sorgulamayan bir zihniyetle alışveriş yapılıyor olunması. Bebekleri sağlıklı beslensin diye alışveriş yapanlar sebzeyi/meyveyi üretenleri de beslemeyi düşünmüyorlar sanırım.

“Community supported aggriculture”,  “bilinçli alışveriş”, “kapıya organik ürün gelmesi”, “yerelde organik pazarlar” gibi bir sürü kavramı buraya taşıyıp buradan yerleşim alanlarında bu duyarlı, kendi aralarında haberleşen, belki de örgütlü grubu oluşturmak gerekiyor.

Bu konu sürdürülebilir yaşamın pencerelerinden biri ve belki de günlük hayatımızda en çabuk hayatımıza geçireceğimiz eylemlerden biri..

Acaba bu yönde atılabilecek somut adımlar neler olabilir..

Erol B. Scott – erolbenjamin@yahoo.com

Not: Erol B. Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

Yolculuk Başladı

17/07/2009

İnsanlığın son 20 yılda yapacakları çok önemli. Bir an önce dönüşümüErol-deniz başlatmalıyız deniyor. Bizlerin bir ayağı kırsalda bir ayağı şehirde ve “ne yapabiliriz” diye koşuşturuyoruz. Tüm bu koşuşturmada çabalarımız gelecek kuşaklara daha iyi bir dünya bırakabilmek ve onların da bu dünyaya bizden çok daha fazla sahip çıkmalarını sağlayabilmek.

Patika’da başka bir dünyanın var olabileceğine dair ümitleri yeşertecek her türlü çalışmaya ortam sağlamaya çalışırken, tüm alternatif hareketleri güçlendirmeye çalışıyoruz kendi olanaklarımızın el verdiği ölçüde. Düzenlediğimiz çocuk kamplarından dans kamplarına, yürüyüş kamplarından yoga kamplarına kadar tüm çalışmalarımız hep aynı patikada yol alıyor: kişisel gelişim. Hatta hedefimiz zaman içinde “öğrenim-deneyim merkezi” olmak.

İstanbul’dan başlamak üzere çeşitli şehirlerimizde sürdürülebilir yaşamın gereklerini duyurmaya çalışıyoruz. Çocuklara, gençlere ve yetişkinlere nasıl ulaşabiliriz, onların “iklim değişikliği”, “gıda güvenliği” gibi kampanyalara nasıl sahip çıkarlar bunların yöntemlerini bulmaya çalışıyoruz.

Dünyamızın daha yaşanabilir bir yer olması için elbirliği ile çalışmak gerektiğine göre biz buradaki bir avuç insan yola çıkmış durumdayız. Bazılarımız yazılarıyla, bazılarımız eylemleriyle, bazılarımız hayalleriyle, bazılarımız çalışmalarıyla, bazılarımız esprileriyle, bazılarımız kampanyacılıklarıyla…. “PATIKA” da yolculuklarımıza başladık..

Erol B. Scott – 533 650 80 70 –  erolbenjamin@yahoo.com 
Not: Daha fazla bilgi için tıklayın tıklayın.

Permakültür üzerine bir söyleşi(*)

17/07/2009

Parmakültür ile nasıl tanıştınız sizin için hikayesi nedir?erolpermakultur

Yıllar önce Hocamköy Anadolu Ekolojik Ortak Yaşam Girişimi çalışmaları sırasında Avustralya’dan gelen Max O. Lindegger bize sertifikalı bir Permakültür Tasarım kursu vermişti. Benimde hemen orada öğrendiklerimi uygulama şansım oldu ve Patika’yı Permakültür prensiplerine ve yöntemlerine göre tasarlamaya çalıştım. Yaklaşık 10 yıldır bu konuya kafa yoruyorum.

Permakültürün çıkış noktası nedir?

Doğaya karşı değil doğayla birlikte çalışmalıyız diyor. Doğanın bizim rehberimiz olması gerektiğini zaten doğanın bugün var olan sorunlarımıza çözümleri barındırdığını vurguluyor. Doğayı örnek almamız gerektiğini belirtiyor.. Bugün farkında olmadan doğaya yabancılaşmış durumdayız. Tabii bu hop diye olmadı. İnsanlık çok uzun süredir doğayı alt etme mücadelesi içinde, tüketme çılgınlığı içinde bizler doğanın bir parçası olduğumuzu unutmuş durumdayız. Doğaya insan merkezli bakıyoruz sanki doğa insanlık için yaratılmış gibi. Halbuki kendimizi kolladığımız kadar toprağı ve toprakla gelen bitkileri, hayvanları, suyu da gözetmemiz gerekiyor. Elde ettiğimiz tüm ürünleri adil bir şekilde paylaşmak da permakültürün önemli prensiplerinden biri.

Yaşamımızı sürdürmek, tarımı sürdürebilmemize bağlı. Peki ya sürdüremezsek?

Ne güzel bir soru… Sanırım bunu günlük koşuşturma içinde pek düşünecek zamanımız olmuyor. Tarımı gelecek kuşakların gereksinmelerini de düşünerek daha da önemlisi tarımı gezegende var olan tüm canlıların gereksinmelerine göre ele almamız gerekiyor. İşte bu noktada sürdürülebilir yaşam kavramını gündeme getirmemiz gerekiyor.

Sürdürülebilir Yaşam Çalışmaları ve Permakültür Türkiye’de ne durumda? Yaygınlaştırılması için neler yapılması gerekiyor?

Sanırım önce kavramlardan başlamak gerekiyor.  Permakültür yalnızca toprakla ilgilenmiyor. Tasarımının içine suyu, toprakta yaşayan canlıları, atıkları, enerjileri, yapıları… içine alıyor. Bir açıdan baktığımızda bizim Anadolu’daki köylerin 100 yıl öncesinden söz ediliyor. Anadolu’daki köylerdeki bilgiyi korumamız ve bunlara doğa dostu yeni bilgileri eklememizden söz ediyor.  Bize yabancı bir kültürden söz ediyormuş gibi ama aslında elimizde var olanı korumamız ve buna yeni bir şeyler katmamızdan söz ediyor. Bu yeni kültürün yayılması için üniversitelerde, bölgesel olarak kurulan enstitülerde, ele ele veren organik tarım üreticilerinin kooperatifleri çalışmalar yapmalı.. Sivil toplum örgütlerinin, tüketici derneklerinin teşvikleriyle bu kültürü yaymamız gerekiyor. Anadolu’da bugüne kadar yapılanları taradığımızda Köy Enstitüleri gibi bunların örneklerine rahatça ulaşmamız mümkün. Gelecek kuşakların bu kavramları yalnızca bir toprak konusu değil yaşamlarının bir konusu olarak ele almalarını sağlamamız gerekiyor. Zaten permakültürün biraz içine girince bu kültürün bir kısmını günlük yaşantımızda da uyguladığımızı yada uygulamamız gerektiğini fark edebiliriz.

 

Nüfusun büyük çoğunluğunun şehirlerde yaşadığı Türkiye gibi ülkelerde, permakültür nasıl bir yaklaşımla benimsenmeli?

Evet.. haklısınız.. yanılmıyorsam verilen bilgilere göre 2020 yılında dünya nüfüsunun da üçte ikisi şehirlerde yaşıyor olacakmış. Fakat şehirler bu şekliyle kesinlikle var olamazlar. Çok yakında enerji, petrol, su, gıda sorunlarıyla yeni çözümler bulmak zorunda kalacaklar. Ekoloji ayak izimizin veya başka bir deyişle karbon ayak izimizin çok düşük olacağı permakültür gibi uygulamarı araştırıp hemen devreye sokmaya başlamamız gerekiyor. Bazı ülkelerde üniverisetlerde bile permakültür dersleri verilmekte… tarım alanlarının dışında pek çok yerleşim alanında permakültür uygulamaları yapılmaktadır.

Şehirdeki permakültür uygulamalarından bahsedebilir misiniz?

Yine çok uzağa gitmeye gerek yok istanbul’un içlerinde hala bahçecilik yapıldığını görebiliriz. Bunlar eskiden çok daha fazlaydı. buradaki ürünler hemen ne yakın pazarlara üreticiler tarafından getirilerek hiç aracı olmadan satılabiliyordu. Gıda üretiminin özellikle organik olarak üretilen gıdanın bina yapımından hatta çarpık şehirleşmeden çok daha önemli olduğunu keşfedildiği zaman zaten permakültür benzeri uygulamaların önü açılmış olacak. Bir de mahellelerde komşular el ele vererek mahlelle aralarında kalmış toprak alanlarda üretim yapabilirler, balkonlarda, teraslarda, bahçelerde güneş alan her mekanda bir şeyler üretilme şansı var. Lastiklerin içine toprak konarak patates yetiştirme teknikleri bile uygulanıyor. Ben pek çok evde tenekelerde marul, balkonlarda maydanozlar, reyhanlar, evlerin çatılarına kadar ulaşan asmalar gördüm. Bazı bahçelerde mısır, fasülye, kabak kardeşliği çok iyi bir örnek oluşturmakta permakültür tasarımları için. Bunların örnekleri çoğaltılabilir.

Dünyadaki en başarılı örnek nedir?

Küba.. evet Küba… Hatta bununla ilgili bir film bile var. Halkın Gücü: Küba Petrol Krizini Nasıl Aştı filminde Küba’ya Amerika’nın uyguladığı ambargo sonucunda büyük bir sarsıntı geçiren Küba’yı yaşanılanları anlatan bu film Küba’nın permakültür uygulamaları ile bu tür krizlerde nasıl dünyaya örnek olabileceğini anlatıyor. Herkese bu filmi seyretmesin öneririm. Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi geçen yıl film festivali düzenliyerek buna benzer filmlerin Türkiye ye kazandırılmasını sağlamıştır.

Şu anda Türkiye’de bu bağlamda neler yapılıyor? Neler yapmalı?

ÖDTÜ deki birkaç öncü hoca sayesinde Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayları başlatıldı. Bu çok önemli bir gelişme. Çünlü sosyal, ekolojik ve ekonomik sürdürülebilirlik adına yapılacak bir çok çalışmanın bu tür çalıştaylarda önü açılmış oluyor. Bu sonbaharda iki tane permakültür kursu açılacak. Bir tanesi imece evinde olacak. Bu yoldaki bir diğer ağırlık vermemiz gereken konulardan biri de organik pazarlara daha çok insanın ziyaret etmesinin sağlanması ve bu pazarların çoğalmasını talep etmek gerekiyor. Bebeklerinin ve çocuklarının zehir yemesini istemeyen annelerin-babaların çırpınışları yetmiyor tüm toplum olarak bu konulara eğilmemiz gerekiyor. Bu hem sağlıklı beslenmemiz için önemli, hem gen havuzumuzu korumamız için önemli, hem de ekonomimizin direncini arttıracak güçlü bileşenlerden birisi olduğunu düşünüyorum. Küçük çiftçinin üretimini koruyan yasaların bir an önce çıkması sivil toplum örgütlerinin bu alandaki çalışmalarını biraz daha ses getirecek şekilde yürütmeleri gerekmektedir. Bunların hepsinin önünde bilgilendirme çalışmalarına özellikle gelecek kuşaklarin bu konularda bilgilendirilmelerinin bu sorunu temelden çözeceğine inanıyorum.

Siz neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Biz PATIKA’yı bu alanda bir “deneyim merkezi” haline getirmeyi hedefliyoruz. Yalnızca Permakültür kurslarına ev sahipliği yapmakla kalmayıp uygulama yapmak isteyen ve çalışmlarında destek isteyen insanlara gönüllü danışmanlık vermeyi hedefliyoruz. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneğinin TaTuTa çiftliklerinden biri olan Patika, sürdürülebilir yaşama baş koyan diğer üyeleriyle birlikte bir aile olarak şehirde de permakültür seminerleri ile, film gösterimleriyle, okullarda yapılan çalışmalarla, sürüdürülebilirlik için tasarım fikirleriyle gönüllü çalışmalarımızı yürütüyoruz.

 (*) Food & Travel dergisi – Evren Mutlu
Erol B. Scott
erolbenjamin@yahoo.com, 533 650 80 70

Not: Erol B. Scott hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

Niye Patika Kampı…

17/07/2009

Niye Patika Kampı…DSC06817

Eylemler ve atkiviteler icin bir araya gelmek cok hos… kısa bir sure icin bir konu cercevesinde bir heycan yasamak cok hos… Bunun bir kac adim otesine gecebilmek icin kampanyalara destek olan projeler olusturmak gerekiyor. Ben de dusundum tasindim cocuklar / gencler / yetiskinler icin nasıl kamplar tasarlayalim ki katilimcilar guclenebilsin belirli konularda kisisel gelisimleri icin bilgiler toplayabilsinler egzersizler yapabilsinler.

Bugun cevremize baktigimizda bilgisayar bozuldugunda yada bilgisayar alinamsi gerektiginde, yada parayla ilgili bir sorun oldugunda herkes bir takim yapilar olusturuyor duzenlemeler getiriyorlar ama orgutlenmeler ve insan yonetimi konusunda cok ama cok az yatirim var yada kafa yoruluyor. Bundan sikayet etmek yerine boyle kamplar tasarlamaya calisiyorum.

Bu kamplarda hedeflenen oyun ve kisisel gelisim atolyeleriyle, teorik calismalarla hem ornek kampanyalar / projeler uzerinden grup olusturma tekniklerini ogrenmek hem de yapilacak isin icerigini besleyecek calismalar yapmak.

Bence su anda uzerinde calisilmasi gereken en onemli konu sinerji olusturabilen ekipler olusturabilmek ve bu ekiplerin surdurulebilir olmasi…

Bunlara ek olarak doganın icinde kendimizle yuzlesmek… ugruna calistigimiz doganin dongulerinin icinde olmak… grup calismalarini ve problem cozme becerilerimizi deneylemek uzere bir araya geliyoruz..

Soz az olsun… dans gorelim.. fotograf gorelim derseniz www.patikadayolculuk.com da goruselim…

Erol B. Scott,

erolbenjamin@yahoo.com

http://www.surdurulebiliryasam.org/bizkimiz.html

533 650 80 70